Archive for April, 2008

Müzik Beslemesi: Grup Ses: Memleketten Funk 01

memlefunk1

Etrafta olarak, Türk pop kültürünün darbeler, muhtıralar ve krizlerle fasılalı tarihini, biz hafızasız Özal kuşağına tanıtmak gibi bir vazifeyi sırtladık gidiyoruz. Bunu bizden önce yapan, ya da bizim bu mevzulara uyanmamıza önayak olan çok güzel abilerimizi de unutmadan (sevgili Deniz Pınar, sevgili Naim Dilmener, pek değerli Serhat Köksal ve diğerleri) elimizden arşivimizden geldiğince kıyıda köşede kalmış, bir anda parlayıp sönmüş, darbe sonrasında gözden düşmüş, dış mihrak olarak etiketlenip memleket sınırlarından dışarı sürülmüş, ya da zaten misak-ı milli içinde kendine hiç bir zaman doğru dürüst yer bulamamış müzik, tasarım, edebiyat ve sanat işlerini buradan paylaşmaya çalışıyoruz.

Az sonra dinleyeceğiniz “mixtape” de bu gayretin şahikalarından biri. Etrafta kankicanlarından Grup Ses (Küratör’ün %50’si) ile yaklaşık 3-4 aydır üzerine konuştuğumuz ve heveslendiğimiz bir derleme. Grup Ses  yıllardır büyük bir emek harcayarak, iz sürüp, araştırıp pazarlıklar ederek toplamayı başardığı inanılmaz derecede nadir 45liklerden kamuya açtığı ilk seçki (yani bir parmak bal, devamı umarım yolda).

Grup Ses: Memleketten Funk 01

Etrafta’da daha önce buna benzer ne vardı?

-Baris K’s Eurasiamix / An Introduction to Turkish Cosmicspace
-Baris K’s Eurasiamix Part II / Advances in Turk Kozmik Space

6 comments April 25th, 2008

Doğu-Batı her bakımdan farklı

anatomical_scroll.jpg
anatomical_scroll_1.jpg
anatomical_scroll_2.jpg

Severek takip ettiğim bloglardan bir tanesi Pink Tentacle‘da bugün gördüğüm anatomik çizimler 1819’da Yasukazu Minagaki (1784 – 1825) tarafından yapılmış. Modern tıbbın gelişimi süresince ortaya çıkmış tüm anatomik resimlerde vücut işler durumdadır. Oysa burada gördüğümüz örneklerde kan ve diğer sıvıları, hatta yüzdeki ölü ifadeyi görebiliyoruz.

Pink Tentacle’in da altını çizdiği bu nokta ilgilimi çekti, Paylaşıyorum.
Kaynak: Ektaplasmosis, Morbid Anatomy, Kaibo Zonshinzu,

April 25th, 2008

Milli Mutabakat

inonu ve demirel

ZİRVENİN BURCU: TERAZİ

Devletin zirvesinde görev yapan 48 kişiden doğum gün ve ayları saptanabilen 22’sinin 4’ü Akrep, 3’ü Terazi, 3’ü de Başak burcundan. Boğa, Kova ve İkizler burçlarına 2’şer, Yay, Yengeç, Oğlak, Koç ve Aslan burçlarına ise 1’er kişi mensup. Zirvedeki her 5 kişiden birinin Akrep, Terazi ve Başak burçlarından birisine mensup olması dikkat çekiyor.
Askerlerin ağırlığını koyduğu ve haki rengin hakim olduğu Çankaya Köşkü’nde Terazi burcu belirleyici. Terazi burcunda doğan cumhurbaşkanları İnönü, Gürsel ve Özal, Çankaya Köşkü’nde yaklaşık 19 yıl devleti yönetti. Bu üç devlet adamının cumhurbaşkanı ve başbakan olarak devletin kaderine hakim olduğu toplam süre ise 43 yıl 6 ay 27 gün. 84 yıllık Cumhuriyet döneminin yarısından fazla bir süreye Terazi burcu hükmetti.

TERAZİ BURCUNUN ÖZELLİKLERİ

Terazi burcunda olanların kimliklerine yansıyan özellikleri özetle şöyle:
-Öncelikle hükmetmeyi severler.
-Güçlü bir adalet duygusuna sahiptirler.
-Nazik ve diplomatik davranışlıdırlar.
-Hayatın her safhasında huzur, uyum ve denge ararlar.
-Genelde çalışkan olup ortaklık kurmak ya da ekip çalışmasında yer alma konusunda başarılıdırlar.

Fotoğraf: Berat Çokal‘ın Etrafta için seçkisinden: Ismet Inönü ve Süleyman Demirel el ele Anıtkabir merdiveninden inerken.

1 comment April 25th, 2008

Sarmal konular

Qix1.jpg
Qix

Tempest 1.jpg
Tempest

Quantum.jpg
Quantum

Gyruss.jpg
Gyruss

Rosemarie Fiore 80’lerin meşhur oyunlarını uzun uzun pozlayarak fotoğraflamış.

April 22nd, 2008

Get Down with the Emekli Sandığı Boogie

bomba fonda

Bomba Fonda bulmuş, ben de buraya koymakta beis görmedim. “Emekli Sandığı Inferno” tarzı da bir yorum yapılmış. Kültürel kodlarımızın en az Japonlar kadar kayık olduğunun bir nişanesi gibi parlıyor ssk’nın disko ateşi.

4 comments April 22nd, 2008

On Non-Coherence / Karmaşıklıkla Yüzleşmek

john law

On Non-Coherence / Karmaşıklıkla Yüzleşmek
John Law (Lancaster University)

30 Nisan 17:30
santralistanbul
E1 301

Konuşma 17:30’da,

Saat 14:00’de öğrencilerle buluşma toplantısı yapılıyor.

Actor-Network Theory’nin (ANT) mimarlarından John Law, 30 Nisan’da İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde “Karmaşıklıkla Yüzleşmek” başlıklı bir konuşma yapıyor.

John Law, uzun yıllar Staffordshire’daki Keele Üniversitesi’nde sosyoloji, teknoloji ve bilim (STS) çalışmalarını sürdürdükten sonra 1998’te Lancaster Üniversitesi’ne geçti. Lancaster Üniversitesi’nin geneline hakim olan disiplinlerarası atmosferi yansıtan Centre for Science Studies’de çalışmalarını sürdürüyor.

John Law’un ilgi alanı STS, ANT ve karmaşıklığı açıklayan teoriler. ANT teorisini kurduktan sonra, ANT’ın sosyal ve idari disiplinler arasında gördüğü geniş kabul üzerine teorinin açıklayamadığı şeyler ve karmaşık konular üzerinde çalışmaya başladı. Geçmişte toplum bilimin pek az ele aldığı endüstriyel hayvancılık, besicilik ve yeryüzünü paylaştığımız diğer hayvanlar, felaketler, nesneler, sistemler ve öznellikler gibi karmaşık konularda yeni bir görgül araştırma programı yürütüyor.

Bilim sosyolojisi, teknoloji tarihi, tıp antropolojisi, kültürel incelemeler, feminizm ve siyaset felsefesi alanında son yıllardaki çalışmaların birçoğu basite indirgemeye karşı bir başkaldırı: Dünyanın karmaşık bir yer olduğu ve basite indirgenerek ehlileştirilmesinin sakıncaları ortaya konuluyor. Ancak “Karmaşıklık nedir? Karmaşıklıkla nasıl baş edilir?” gibi sorular yanıtsız kaldı. John Law ele alacağı bu gibi metodolojik sorularla bilgi pratikleri içerisinde karmaşıklığı basite indirgemeden (ve bu sırada daha fazla karmaşa da yaratmadan) karmaşıklıkla yüzleşmenin yollarını ortaya koyuyor.

Ayrıca John Law, STS bağlamında çalışan; bilim sosyolojisi, teknoloji ve bilim; sosyoloji, teknoloji ve doğa; doğal afetlerin sosyolojisi, hayvancılık ve çiftçilik bağlamında insan, hayvan ve doğanın etkileşimi gibi konularda çalışan Türkiye’den yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle tanışmak istiyor. 30 Nisan günü 14:00’te gerçekleşecek tanışma toplantısına katılmak isteyenlerin elifozgen@bilgi.edu.tr adresine yazarak haber vermeleri gerekiyor.

John Law “Karmaşıkla Yüzleşmek” başlıklı bu konferansta iç tutarlık düzeyi düşük problem alanları için geliştirilmiş yeni yöntemleri somut görgül örnekler üzerinden tartışıyor.

April 21st, 2008

Web dibin kara, seninki benden kara

Web’de dip taraması esnasında buldum, çok gelişigüzel ama American Beauty’deki rüzgarda torba sahnesini hatırlayanlar varsa işte o ne kadar neyse bu da o kadar öyle gibi.

April 21st, 2008

Dikensiz gül bahçesi

all i want is peace in the middle east and a blowjob from condoleezza rice

Deniz Çift’in sticker çalışması üzerine sanırım Aydın Levendoğlu tarafından yazılmış. Ortadoğu barışı da lazım ayrıca alternatif olarak AB üyeliği ve Madam Sarkozy de güzel bi ikili teşkil ediyor.

Ayrıca Condoleezza Rice, internette ismi en çok yanlış telaffuz edilen insanlar arasında da başa güreşiyor gibi:

Condaliza Rice, Condoliza Rice, Condoleeza Rice, Condaleeza vs vs vs…

April 19th, 2008

Meydan Shopping Square

square7.jpg

Bu yazıyı Dezeen‘de okuduğum başlığıyla veriyorum. Meydan, 2007 yazında Ümraniye’de açılmış bir alışveriş merkezi. Projesi ünlü mimari stüdyo Foreign Office Architects tarafından hazırlanmış. Cristobal Palma‘nın çektiği fotoğraflarda ülkemiz gündeminin sabit maddesi türbanı, çağdaş mimariyi ve Avrasya post-modern yaşam biçimini tek kare içerisinde görme şansına sahip oluyoruz.

foa-mey-001.jpg
foa-mey-026.jpg

Bu tespiti yaparken amacım türbanla ilgili bir pozisyon almaktan çok, yabancı bir sitede gördüğüm fotoğraflar, yabancı dilde okuduğum bir yazı aracılığıyla daha tarafsız bir bakış açısını araştırmak. Proje mimari olarak her ne kadar “çığır açmayan” kategorisinde yer alsa da, topoğrafyanın içersinde kendi düzlemlerini yaratarak, peysajın altına saklanarak, bu güne kadar daha çok Borusan’ın BMW, Land Rover ve Mini sattığı galerilerinde görmeyi umacağımız türden bir yaklaşımı, bir gurup “biz”in pek de uğramadığı Ümraniye’de, mevcut durum içerisinde bir gurup “biz”e çağ dışı olarak öğretilmiş olan Türkiye’nin yeni muhafazakar kesimin ihtiyaçlarını karşılıyor.

foa-mey-015.jpg

İlk bakışta tezat gibi dursa da aslında gördüğümüz şey tüketim toplumu ve türban gibi geçtiğmiz yüzyıla ait iki kavramın gayet olağan buluşması. Bu da aklıma Türban ve ilgili konuların laiklik ekseninde marjinalize edilip bir tür kontrol unsuru olarak kullanılıyor olma ihtimalini getiriyor. Çünkü biliyorum ki, tüketim alışkanlıklarını edinmiş, ve bunları tatmin edebilen toplumlar pek de devrim yapma potansiyeli taşımıyorlar. Gördüğüm kadarıyla hepimiz alışveriş merkezinin birleştirici çatısı altında bir araya geliyoruz. Çoğu zaman göremediğimiz ortak bir ülkümüz olduğu kesin.

1 comment April 19th, 2008

Gözü çıkasıca gelin, adı batasıca gelin

8 mart gelini

Radikal yazarı Gökhan Özgün, inanılmaz serbest çağrışım yeteneği ve ironisiyle beni her yazısıyla kendine daha çok hayran bırakıyor. Bir Cihangir Ev-Sol’cusu olarak muhalif vicdanımın sesini bulduğum için reklam dünyasında bol kazandıran işime; cafeler, meyhaneler ve doğumgünü partileri ile bezeli rahat ve liberal hayatıma gönül ferahlığıyla devam edebiliyorum.

Sevgili Pippa
H. Gökhan Özgün

18/04/2008

Laik bir cumhuriyette yaşıyorduk. O kadar, o kadar mutluyduk ki, demokrasi gerekmiyordu.
Kadınlarımız moderndi. Başları açıktı. İyi giyindikleri zaman fantezilerimizdeki ecnebi kadınlara benziyorlardı. En çok da İtalyan’a benziyorlardı. Spor otomobilde eşarbının ucundan saçlarının perçemi uçuşan Sophia Loren, laf aramızda, fıstık gibiydi. Tam istediğimiz gibiydi. Ne eksik, ne fazla. İlahi ve dengeli bir nokta. Bu noktanın ötesine de berisine de karşıydık.
Sophia Loren önde, bir fino köpeği gibi arka koltuğa olsun sıkıştırdığımız kadınlarımız bize müteşekkirdi. Bu sayede kanun yaparken kendimizi onlara karşı rahat hissettik. Bu rahatlıkla töre cinayetleri meselesine eğildik.
Ablalarını, bacılarını öldürenler birer trajedi kahramanıydı. Ayrıca, törenin düzenli olarak yok ettiği kadınların başı açık değildi. Onlar henüz kadın değildi. Biz de onların trajik katillerine empati gösterdik. Bu empati laikliğe aykırı değildi. Ölenle ölünmez, ama Türk, öldürene empati gösterir.
Batı’da, katile edebiyatçı empati gösterir. Katilin içindeki insanı edebiyatçı ortaya çıkarır. Bizde katile hukukçu empati gösterir. Onun içindeki insanı hukukçu ödüllendirir. Batı’yla aramızda bu kadarcık fark olsun, di mi? Kültürümüzün farkını korumayacaksak, bağımsızlığımızı nasıl koruruz?
Hukuk bizde bir sanattır. Erkeği yorumlar, kadını yorumlar, insanı yorumlar. Geleceği yorumlar. Edebiyatçıya da bu yüzden pek ihtiyacımız
yoktur. Hatta edebiyatçı, yazar, buralarda hukuka rakiptir. Kültür farkı işte.
Dedim ya, kadınlarımızın başını açıp onları kurtarmıştık. Yüzde 99’u Müslüman bir ülkede Sophia Loren olma imkânı bahşetmiştik onlara. Bu sayede kadınlarımız bize karşı âlicenaptı. Çok da şikâyet etmiyorlardı. Her mahallede bakkaldan fazla kuaför, mizanplileriyle yuvarlanıp gidiyorlardı. Bu yüzden onları tasnif etmemize karşı çıkmadılar. Onları fahişeler ve iffetli kadınlar olarak ikiye ayırdık. Bu, geleneklerimizde vardı. Laiktik, dini devletten ayırmıştık. Bu yüzden onları Müslüman gelenekteki gibi cariyeler ve diğer kadınlar olarak tasnif etmedik. Biz, modern bir ayrımı tercih ettik. Fahişeler ve iffetli kadınlar.
Ve fahişeye tecavüzde tenzilat yaptık.
Bu ince ayrımın bize büyük faydası oldu. Bu sayede çok önemli bir gerçeği keşfettik. Her kadın fahişeydi. Yanlış anlamayın, her kadının fahişeleştiği bir an vardı, biz onun peşindeydik. Tecavüz kadının fahişeleştiği anda gerçekleştiyse tecavüzde tahrik olduğunu keşfettik. Yargıçlarımız kadının fahişeleştiği bu anı tespitte uzmanlaştı. Dedik ya, Türkiye’de laik yargıçlar sanatçı gibidir. İnsanı yorumlamayı iyi bilirler. Hukukun ışığı ve ilhamıyla her şeyin perde arkasını görebilirler. Aynı yargıçlar bütün bir milletin fahişeleştiği, kendini Avrupa’ya, gâvura, emperyalizme, irticaya peşkeş çektiği anı anında tespit edebiliyor. Müsaade edin de tek bir kadının fahişeleştiği anı tespit edebilsinler.
Kocalar da karılarına tecavüz ediyordu. İstedik ki onlar da bu büyük fırsattan, bu büyük indirimden yararlansın. Nasılsa kadınların başı açıktı ve tahayyül edemeyecekleri kadar özgürdüler. Halbuki erkeğin özgürlüğü fötr şapkayla geçiştirilmişti. Arzu ettik ki bu mazlum erkekler, hiç olmazsa evlerinde adaletten nasiplerini alsınlar. Karılarına ara sıra indirimli tecavüz etsinler. Bu atılım fahişeliğe yepyeni bir ışık tuttu. Dışarıda kuyruk sallayan kadın fahişedir, evinde ise, sallamayan. Yanlış anlamayın, ikincisi kaypaklık anlamında fahişelik. Antlaşmaya uymamak anlamında. Bilirsiniz kültürümüzde böyle bir deyim vardır.
Biz laikiz, bu yüzden referansımız geleneklerimizdir. Kuran değil. Çok büyük bir fark. Geleneklerimiz olmasa Batı’dan ne farkımız kalır? Bir bakmışsınız hem laik hem demokrat olmuşuz. Bacaklarımızı açıp Batı’ya teslim olmuşuz.
Bu arada mükemmel bir laik kadın nesli yarattık. Kadınlarımız çok prezantabldılar. Hiçbir şeye karışmadan her yerde arzı endam edebiliyorlardı. Kendilerinin klonu kız çocukları yetiştirebiliyorlardı. Nadiren bakire değilseler, diktirebiliyorlardı. Fahişelikle iffet arasındaki ince çizgide bir ip cambazı gibi yürüyebiliyorlardı.
İşte böyle sevgili Pippa. Sen kadını felaketten kurtaran laik bir cumhuriyette yetişmedin.
Bu inceliği öğrenemedin.
Ama müjde, sana tecavüz edene indirim yok. Biz sana tecavüz ederken, Avrupa da bize tecavüz etti. Kültür farkı, laiklik falan dinlemedi, demokrasi adına Türk’e uygun laik indirimlerimizi elimizden aldı.
Senin katilin, işte bu yüzden, seni öldürdükten sonra bir kahvede AB’ye nispet yapıyordu.
Biz laik bir cumhuriyette yaşıyoruz, Pippa. Kadınlarımız o kadar mutlu ki, demokrasiye ihtiyaçları yok.
“Demokrasiye giden yolda mutlaka ama mutlaka irticaya otostop yapmak zorunda kalırsın.”
Laik kadınlarımıza biz bunu ezberlettik.
İyice bellettik. Artık rahatız.
Sen de bizim gibi rahat uyu, Pippa.”

Resim: 8 Mart Gelini.

5 comments April 18th, 2008

Previous Posts


Takvim

April 2008
M T W T F S S
« Mar   May »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler