Archive for February, 2010

Muasır medeniyet, bisikleti trompetle, denizi mimariyle buluşturandır

barcelona

February 28th, 2010

Cihangir sahnesi

enstalasyon

Sürekli önünden geçtiğim ve güneşin batışında moraran binaya geçen yaz bir perde enstalasyonu yapılmıştı.
Bknz.

4 comments February 25th, 2010

amberPlatform! amberPlatform! amberPlatform!

amber3

Yıllar önce “Beden-işlemsel sanat festivali” olarak tanıdığımız amber, anladığımız kadarıyla 26 Şubat’ta, Bankalar Caddesi’nde “amberPlatform adıyla bir kalıcı mekan açıyor. amber’in yüksek teknoloji, sanat ve deneysel öğrenirken eğlenmelerin kesiştiği noktadaki etkinlikleri hep son derece ilginç olmuştur. Özellikle ne teknoloji ne güncellik adına bir yere oturtamadığım “Techne” etkinliklerine kıyasla geçtiğimiz 4 yılda çok büyük atılım yapıldığını söylemek gerek.

amber2

Yeni mekanın ise açılış sergisinde işleri sergilenecek sanatçılar Payman Abbasian, Lenka Klimesova ve beni facia bir öğrenci olduğum halde her seferinde derslerden geçiren hocam Ekmel Ertan olarak gözüküyor. Ayrıca Korhan Erel ve Şevket Akıncı’nın doğaçlama performansı da açılışta karşılaşacağımız bir diğer etkinlik.  ‘amber’in fikir babalarından Ertan’ın sanırım iki önceki amber’de televizyonun içinden karşıdaki televizyonun kanalını değiştirdiği işi özellikle çok eğlenceliydi. Bu seferkini kaçırmayalım.

Dedikten sonra yüksek teknoloji gerektiren tüm işlerin yurdumuzda öyle ya da böyle bir şekilde hep aksaklığa yataklık ettiğini de görmezden gelemiyorum. Bu defa sanırım İstanbul 2010 Ajansı iletişim servisinin bir arızası söz konusu, dolayısıyla amberPlatform’un 2.3 megabaytlık e-postasını 1 saat içerisinde 11 12 13 kere aldık.

amber

1 comment February 24th, 2010

Ben hala The Gambia

Ben hala the Gambia

Günlerden bir gün çok yakın dostum Sux Jatta* ile Tanjide balık tuttuk , bizim compounda** gidicez, bi iki keyif yapıp siesta yapıcaz. Balıkları ayıkladık falan beni siesta tutmadı, baktım Sux uyuyo hala hamağında siesta. Dedim ben bi internet cafeye gideyim. Önce mailime baktım, sonra el alışkanlığı Etrafta’ya bi gireyim dedim. Ana! Bir de baktım ki bizim Onur Aynagöz kapatmış güzelim etraftayı. Oha dedim, şöyle bir sarsıldım falan oldum. Çünkü buralardan bizi size bağlayan tek şey şu Etrafta’ydı, hala da öyle. Dedim ulan ne yapıcaz şimdi? 6000 dakika sonra açılacak falan diyor… Geri döndüm compound’a devam ettim siestama. 6000 dakika sonra uyandım. Bu arada bizim Sux hala siesta.

Sux kimmiş? Jatta neymiş? Tanji nerede? Compound da neyin nesiymiş? Gibi soruların cevapları, pek yakında etrafında.

Lafı uzatmayayım, anladığınız üzere ben ‘tunctunctunc’ hala The Gambia. Artık buradan sizlere her hafta bir imaj, bir hikaye, bir video, bir ses, bir interaktif bir şey paylaşacağım, haberiniz ola!

Peace + Love

4 comments February 24th, 2010

Güneşe yakın pozisyon, 2009

000011-(1)

February 24th, 2010

Sağlam kafa

b210062750

2010 Vancouver Kış Olimpiyatları’nın sevimli maskotları, deniz ayısı Miga, kocaayak Quatchi, dağların ruhu Sumi ve çocukların yakın dostu ayı Pedo!  Hepsi de bu yılki organizasyonun kavramsal altyapısına uygun, spor sevgisini çocuklara erken yaşta kazandırmaya, sportmenlik ruhunu genç zihinlere anlayabilecekleri biçimde sokmaya yönelik pazarlama araçları.

…Da aslında bu tabloda bir işler dönüyor.  Resmin sağında ayakta duran kahverengi ayıcık “Pedo” aslında internet çöplüğünün en karanlık dehlizlerinden anonim paylaşım ağı ‘4Chan‘dan türemiş (onlar da taklit ettikleri orijinal Japon sitesi ‘2Chan’dan apartmışlar)  bir alt kültür fenomeni, bir ‘mem’.  Pedofili karşıtı bir Japon kampanyasının maskotu olan ‘Safety Bear’in bastardize edilip, çeşitli kontekstlerde sapık çağrışımlar yaratmakta kullanılan bir versiyonu da denebilir.

pedobear_pipe

Bir hacker yuvası olan ‘4Chan’in kullanıcıları Pedobear’i monte ederek, normalde etik açıdan sorunsuz gözüken imajlara tehlikeli erotik imalar ekliyorlar. Bunun sebebi de sanırım özellikle internet üzerinde ifade özgürlüğü ve gizliliğin kısıtlanmasının temel aracı olarak pedofilinin kullanılıyor olması.  Böylece bir taşla iki kuş vuruluyor.  Olayın geldiği en inanılmaz nokta, Polonya’nın muteber gazetelerinden Olsztynska‘da, -muhtemelen bir google’da arama kazası sonucu- bu alttaki resmin yayınlanıp, Pedo’nun olimpik maskot olarak resmiyet kazanması.

bear_1573909c

“Gowno..!”

Neyse aslında burada paylaşmak istediğim tam olarak bu internet, sansür, monte, yazılı basın internete karşı vs. mevzuları değil. Daha güzeli aslında Pedobear’in o yukarıdaki spor ikonografisine cuk oturduğunu düşünmem.

Spor bize, ezelden beridir insani gelişmenin şahikası, beden ve ruh terbiyesinin en muazzam noktası, bireyin idealizasyonun tepesine erdiği o zirve olarak öğretilmiş, belletilmiştir.  Biz de bu olguyu neredeyse hiç sorgulamadan kabul eder, sporcuları baştacı eyler, göklere çıkarırız.  Sadece mevcutlar değil, emekli sporcular da ekseriyetle toplumda saygın bir yer edinir, televizyon şahsiyeti, işadamı, milletvekili ve hatta imparator olur.

Tiger-Woods-R

Başarısını gizlice seks’e tahvil ediyordu.

Mesela Tiger Woods’u ele alalım: kendisi, dünyanın en elitist ve hatta ırkçı sporlarından golf’ün ilk siyah şampiyonu olması sebebiyle, sanırım son 10 yılda en çok idealize edilen sporcuların başında gelir(di).  Keskin zekası, müthiş yeteneği ve sempatik kişiliği ile sahip olduğu milyar dolarlık serveti, güzel karısını ve kusursuz görünen hayatını hakettiği konusunda herkes hemfikirdi. O ideal bir insandı: ghettolarda yaşayan siyah gençlerin gangsterler ve crack satıcıları yerine örnek alması gereken rol modeli.

Sonra bir kavga sonrası yaptığı trafik kazası (bir nevi Susurluk) ile tüm bu tablo altüst oldu.  Woods, eşini aldatıyor, evliliği çatırdıyordu.  Hatta daha da korkuncu Woods aslında seks bağımlısı bir hastaydı.  Libidosu kontrolden çıkmış, yüzlerce kadınla yatmakla kalmamış, her önüne geleni taciz eder bir hale gelmişti.  Derhal tüm sponsorluk anlaşmaları iptal edildi, hakkında yüzlerce kötü haber yapıldı, unutulmuş tanıklar bulundu, kitaplar yayınlandı.

Daha ekstrem bir örnek ise, zamanında Amerika’da, sempatik ve nüktedan halleri ve ZAZ filmlerinde oynadığı sarsak karakterlerle tanınan milyonların sevgilisi yıldız Amerikan futbolu oyuncusu OJ Simpson’un, eski karısı ve onun müstakbel sevgilisini, tahayyüle sığabilecek en vahşi ve kanlı biçimde öldürmekten yakalandığı, ancak dünyanın gelmiş geçmiş en pahalı avukat ekibi (şu anda TV yıldızı olan Kim Kardashian’ın babası Robert Kardashian önderliğinde) , ve o ekibin polis ve savcılığa yönelttiği, basın destekli ırkçılık karşı-suçlamaları (maktüllerin ikisi de beyaz, Simpson siyahtı) sayesinde yırttığı tarihi vak’adır.

pahali_futbolcu_3

Gökdeniz Karadeniz ahlaki açıdan gri sahalarda.

Ahlaki çöküntüde olmak için illaki seri katilliğe bulaşmaya gerek yok elbette.  İtalyan ligini 2 sene önce altüst eden ve en büyük takımların küme düşürülmesi ile (ve sonra babacan biçimde affedilmeleriyle) sonuçlanan skandal, memlekette Daum’un kokain, Gökdeniz’in bahis, Colin Kazım’ın hızla derdest edilmesini sağlayan şike, Ersun Yanal’ın teşvik primi, Hakan Şükür’ün tarikat; tamam hadi profesyonel sporları geçelim ne de olsa daha ziyade para ilişkilerinin odağı kitlesel şov ürünüdürler, ex milli gururumuz Süreyya Ayhan’ın ve güreş milli takımımızın, olimpik rekortmen Ben Johnson’dan Phelps’e, rahmetli Griffith Joyner’e doping iddiaları, meşhur İngiliz kürek takımlarında ırkçılık, milli takım kaptanlarının grup seks, kumar mevzuları, adam vurdurtmalar, müsabakalarda kadın kategorisinde yarışan erkekler, alkollü yakalanan Formula 1 pilotları, eski kokainmanlar, mevcut kokainmanlar…  Başka bir yerde, dalda ve şekilde olsa kellelerin uçacağı durumlar, ufak bir kabahat işlemiş bir çocuğa yalandan ceza verir gibi; hatta aynı krize giren Amerikan bankalarının batmaya bırakılamadığı gibi (‘too big to fail’ felsefesi) geçiştirilir, biz de önümüzdeki maçlara bakarız.

Sanırım bir annenin yerlere göklere sığdıramadığı çocuklarının kusurlarını görmezden gelmesi gibi, biz de bir toplu sanrı geçirir halde, insanlık durumunun etik açıdan neredeyse en kokusu çıkmış kolu olan spor endüstrisinin boktanlığını gözardı ediyoruz.  Daha küçük yaşta, kazanmanın tek seçenek olduğu, ve rakipleri yenmenin tek asil ve etik amaç olduğu fikriyle beyinleri yıkanmış;  kız ya da erkek olsun, testosteronla hem kasları hem egoları şişirilmiş; para ve iktidar ile gerdeğe sokulmuş çocukların, o para ve iktidar sahiplerinin elinde, eğlence endüstrisi emtiasına tahvil edildiği bir sistemden zaten niçin zeki, çevik ve ahlaklı ideal bireyi tarif etmesini bekliyoruz? Olimpiyatları niçin desteklemeliyiz, çocuklara spor sevgisini niçin aşılamalıyız ki? Hırslı, rekabetçi, özel hayatının derinliklerinde karısını döven, aldatan, istatistiksel olarak asla yakalayamayacağı belli en yıldız sporcularla şahsını kıyasladığında kendini gerçekleştirememiş -ve amerikan spor filmlerindeki ideal biçimde gerçekleştirmesi de mümkün olmayan- egosu yüzünden aşağılık kompleksi sahibi, velhasıl komplekslerini uyuşturucu, alkol, kumar batağında unutmaya çabalayan insanlara çok mu ihtiyacımız var?

Ben şahsen çocuğum olursa spora değil gitar dersine göndermeyi tercih ederim, en azından bir müzisyenden beklenebileceği üzere esrar ve kokaini ikiyüzlü ahlaki standartlara maruz kalmadan tüketebilir, seks alemlerine gocunmadan dalabilir, kendini mahvederek tarihe geçebilir. En önemlisi bunları kendine dürüst biçimde rahat bir vicdanla yapabilir.

b210062750

11 comments February 23rd, 2010

Avuçiçi sanat

photo117

David Hockney

Kimilerinin sadece bir trend olarak gördüğü, kullanıcılarının ise telefondan öte bedenlerinin uzantısı olan bir protez olarak benimsedikleri iphone mucizesi! Iphone’un sanat dünyasına girişinden bahsedeceğim ama işin biraz geçmişine dalmak istiyorum. Biz dükkanı*, reklamı görüyoruz, pusulası da varmış diyoruz ama iphone’un cep telefonu/PDA pazarına damdan düşer gibi girdiğini düşünenlere kısaca olayın tarihini veriyim; gereksiz bilgi dağarcığınıza fındık kadar bir bilgi daha girsin.

PDA (Personal Digital Assistant) tekonolojisi/kafası ilk Psion şitketi tarafından 80’lerde ortaya çıkarılmış. Psion modelleri daha çok ajanda veya ‘organiser’ olarak tanımlanıyor. Ardından 1989’da çok sevdiğimiz Atari ilk PC uyumlu avuç-içi bilgisayar olan Atari Portfolio’yu piyasaya sürmüş. Bildiğimiz anlamdaki ilk PDA ise 1993’de çıkan Apple Newton Message Pad 100 adlı cihaz. Daha sonraları hepimizin bildiği Palm, Dell, HP gibi şirketlerin girdiği ve pazarın doyuma ulaştığı yıllar.

PDA’lerden sonra akıllı-telefon (smartphone) dönemi geliyor ve Nokia ve Sony Ericsson’un elimizi hiç dokunduramadığımız o pahalı, sadece “uluslararası para piyasaları fonu başkanı” tiplerin, patronların kullandığı bu cihazlar gelip-geçti. Sonrasında ise günümüz Blackberry ve iphone ve önceden hiç olmayan bir aplikasyon dünyası başladı ki pazarın en çok patladığı, telefon savaşlarının en kızıştığı dönemdeyiz. Dünyadaki insanların yarısında cep telefonu var. Konuşma ücretleri tüm dünyada rekabetten düştükçe düşüyor, telekomcular para kazanamıyor ve sonuç olarak ekonomi her zaman yaptığını yaptı ve bu yeni pazar alanını doğurdu. Tabi bir de yıllar önce sıkılan bluetooth akıllı-ev, buzdolabınızda kolanız bittiğinde mesaj gelecek palavrası sonunda gerçek oldu galiba. Yarın tv’nizi, dijitürkünüzü, arabanızı, evinizi zeki-telefonunuzdan yöneteceksiniz. (Ben denedim oluyor, VLC player’ı uzaktan iphone’a bağladım. Gayet sorunsuz çalışıyor çocuk) Şu anda Apple’ın 140,000’in üzerinde aplikasyonu bulunuyor ve 3 milyarın üzerinde kullanımı var. Pazarın büyüklüğü ve Apple’ın pazardaki inanılmaz payından dolayı geçtiğimiz hafta uluslararası 24 GSM operatörü (Türkçe’si biraz komik oldu ama) Toptancı Aplikasyon Birliği’ni (Wholesale Applications Community) kurdular. Amaçları dünya üzerinde 3 milyar cep telefonu kullanıcısına mümkün olduğunca daha fazla aplikasyon sağlamak/satmak (ve tabi Apple’dan pazarı biraz olsun geri almak). Herkes paranın peşinde koşmaya devam ediyor…

İngiliz ressam David Hockney’den bahsedecektim, konu uçtu gitti. 18 tab açmışım… Haberde kullandığım resim geçtiğimiz senenin haberi aslında ama günümüzde Brushes aplikasyonu ile çalışan birçok sanatçı var. Yakında cep resimleri satan cep müzayedeleri de görürüz, şaşırmayız.

*dükkanımıza tekrar hoşgeldiniz

February 23rd, 2010

Fatih Ormanı, toprak üstü dostluk.

February 23rd, 2010

Undomondo #85

Günlerdir etrafta’yla uğraşmaktan başka birşey yapmıyoruz. Açılışa özel bir mix yakışırdı ama şu an için elde birşey yok, o nedenle undomondo için son yaptığım mixi koyayım dedim. Gece sürüşleri için ideal bir şey oldu, Feinmotorik!

grouper – hold the way
liars – no barrier fun
celer – listen to the inverted sounds falling
mini pops junior – incantus
worriedaboutsatan – …
julian lynch – mercury
young marble giants – final day
beak> – ears have ears
chicago underground duo – left hand of darkness
areski – le dragon
ganglians – the void
field music – lights up
pit er pat – specimen
gonjasufi – my only friend
bugskull – high steppin II
king midas sound – meltdown
burial – near dark
james blake – air & lack thereof
pierre bastien – visions of shanghai

February 23rd, 2010

Tekrar yayındayız

acilis2

6 aydır buralarda yoktuk, aslında vardık da yoktuk. Hepimiz çeşitli işlerin peşinde, “gerçek” hayatın gerçek dertleriyle boğuşurken, üzerimizde performans baskısı oluşturan bu siteyle uğraşmak bize fuzuli gelmeye başlamıştı. Twitter ile kısa fikirlerimizi yayınlıyor, Google Reader üzerinden ilginç siteleri eşdostla paylaşıp sosyal ‘rep’leri hanemize yazdırıyorduk. Bunların üzerine Facebook ve Friendfeed’in beslemeleri eklenince artık mütevazi blog’umuzun değişen dünya üzerinde dikili bir ağacı kalmadığı apaçık ortadaydı. Derken Onur, bir Temmuz günü sabaha karşı, keskin ama acısız bir kılıç darbesiyle bizi çelişki ve buhranlardan kurtardı.

Karıncalanma yaklaşık 2 ay önce başladı. Sosyal web iyiydi hoştu da, insanın kendi sesini istediği gibi duyurabildiği, kendine ait bir ses edinebildiği bir yuvası olmadan fikirlerin, anıların ve üretimlerin gelişigüzel boşluğa savrulup dağılmasından doğan yersiz yurtsuzluk sıkıntısı günbegün daha çok midemizi ekşitiyordu. Öte yandan sadece bir blog yazmak, düşünceleri üstüste totem gibi dizmek de bize çok cazip gelmiyordu. Sıradanlıktan uzaklaşmak için bir parça daha strüktür, özen ve emek sunmadan açacağımız bir site, bize doğru dürüst bir tatmin sağlamayacak, aksine web’in artık aşırı içerikten iyice bulanmış sularında, ‘white noise’a karışıp gidecekti.

Sonunda günler, geceler ve uzun tartışmalardan sonra bugün ağ dünyasına salıverdiğimiz, şu anda okuduğunuz Etrafta yapısı ortaya çıktı. Site’nin üstünde mevcut bulunan içeriği bir parça analiz edince, alt bölümler, departmanlar ve ana sayfa akışı kendi kendini doğurdu. Bazı tasarım adaylarımız yakın çevremiz tarafından çok karmaşık bulundu, bazıları portala benzetildi, açacakken açmayıp, oldukça sadeleştirip, hatalarını da elimizden geldiğince düzeltip şimdiki haline getirdik. Yolda bunu yaparken de iyi kötü WordPress programlamayı öğrenmiş olduk, belki de gelecekte üzerinden para kazanabileceğimiz bu uğraş kolumuza altın bilezik oldu.

Umarım uğraştığımıza değmiştir.

14 comments February 22nd, 2010


Takvim

February 2010
M T W T F S S
« Aug   Mar »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler