Author Archive

Oto-Faşizm

Öyleydi böyleydi derken, herkes gölgesinden korkar oldu. Express’in ve Roll’un devamı Bir+Bir dergisi ‘uygunsuz’ bir şiir nedeniyle ‘müşterilerden gelen haklı tepkiler’ neticesinde D&R’lardan kaldırılmış. Basın açıklaması şöyle:

Continue Reading February 10th, 2011

Internet yokken gerçek tarih yaşanırmış

che_beauvoir_sartre

Che, Simone de Beauvoir ve Sartre tatlı bir an paylaşıyor.
Umut Şumnu Facebook’da paylaşmış bugün.

1 comment February 10th, 2011

Yok Böyle Dans’ın atababası

12 Eylül sonrası renklenen TRT’de, bir dönem ünlü olan herkesin, Zeki Müren’in Neşe Erberkle homoerotik pleybekli dansına eşlik ettiği bir hazine efendim.
Bu eşsiz efemerayı Barış K. bulmuş.

1 comment February 9th, 2011

Nasıl bir etik savunuyorsunuz?

Bana sık sık soruyorlar: kitaplarınızda nasıl bir etik savunuyorsunuz? Bütün hepsinde ortak olan bir etik tutum var mı?

İşte yanıtım: evet, var, ahlaktan yoksun bir etik savunuyorum – ama Nietzsche’nin bizi kendimize sadık kalmaya, iyinin ve kötünün ötesindeki seçilmiş yolumuzda ısrar etmeye çağıran ahlaksız etiği değil. Ahlak benim diğer insanlarla olan ilişkilerimin simetrisiyle ilgilidir; onun sıfır seviye kuralı “benim sana yapmamı istemediğin şeyi bana yapma”dır; etikse, tersine, benim kendimle tutarlılığımla, kendi arzuma bağlılığımla ilgilenir. Fakat, etikle ahlakı ayırmak için tümüyle farklı bir yol daha var: Friedrich Schiller’in naifle duygusal karşıtlığı çizgisinde bir yol. Ahlak “duygusaldır,” ötekilerini (sadece), ötekilerinin gözüyle kendime baktığımda, iyi olan kendimi sevmem anlamında içerir; etikse, tersine, naiftir – yapmam gereken şeyi yapılması gerektiği için yaparım, iyiliğim yüzünden değil. Bu naiflik düşünümselliği dışlamaz – hatta ona, insanın yaptığı şeye karşı soğuk, katı bir mesafesi olmasına izin verir. Bu türden etik tutumun en iyi örneklerinden biri, Agota Kristof’un Defter-Kanıt-Üçüncü Yalan adlı üçlemesinin ilk cildi olan Defter’de sergileniyor. Kitap İkinci Dünya Savaşı’nın son ve Komünizmin ilk yıllarında, büyükanneleriyle birlikte küçük bir Macar kasabasında yaşayan ikiz iki çocuğun öyküsünü anlatıyor. İkizler tümüyle ahlaksız – yalan söylüyor, şantaj yapıyor, öldürüyorlar… – yine de, en saf haliyle otantik bir etik naifliği cisimlendiriyorlar. Birkaç örnek vermek yeterli olabilir. Bir gün, ormanda aç bir asker kaçağıyla karşılaşırlar ve istediği birtakım şeyleri ona getirirler:

Yemek ve battaniyeyle geri geldiğimiz zaman, bize şöyle dedi: “Çok iyisiniz.”

Biz de yanıt verdik: “İyi olmaya çalışmıyoruz. Bunları sana getirdik çünkü kesinlikle ihtiya-cın var. Hepsi bu.” (43)

Hıristiyan etik tutumu diye bir şey varsa, bu odur: komşularının talepleri ne kadar tuhaf olursa olsun, ikizler naifçe bu talepleri karşılamaya çalışır. Bir gece, kendilerini eşcinsel mazoşist olan bir Alman subayıyla aynı yatağı paylaşırken bulurlar. Sabahleyin uyanır ve yataktan çıkmak isterler, ama subay onları durdurur:

“Kıpırdamayın. Uyumaya devam edin.”
“İşemek istiyoruz. Gitmemiz lazım.”
“Gitmeyin. Buraya yapın.”

Sorduk: “Nereye?”

Şöyle dedi: “Benim üzerime. Evet. Korkmayın. İşeyin! Suratıma.”
Yaptık, sonra da bahçeye çıktık, çünkü yatak sırılsıklam olmuştu. (91)

Aşk eylemi diye bir şey varsa, bu gerçek bir aşk eylemi! İkizlerin en yakın dostu rahibin kahyası, onları ve giysilerini yıkayan genç, şehvetli bir kadındır, onlarla erotik oyunlar oynar. Sonra açlık içindeki bir Yahudi kafilesi kasabadan geçirilip kampa götürülürken bir şey olur:

Hemen önümüzde, zayıf bir kol uzandı kalabalıktan, kirli bir el açıldı ve bir ses duyuldu:
“Ekmek.”
Kahya gülümsedi ve ekmeğinin kalanını verir gibi yaptı; uzanmış ele uzattı ekmeği, sonra kahkaha atarak ekmeği tekrar ağzına götürdü ve şöyle dedi:
“Ben de açım!” (107)
Çocuklar onu cezalandırmaya karar verirler: onun mutfaktaki fırınına biraz barut koyarlar, o yüzden, kadın sabah ateşi yakınca fırın patlar ve kadını yaralar. Kardeşler bu arada rahibe de şantaj yaparlar: rahibi, hayatta kalmak için yardıma muhtac bir kız olan Tavşandudak’ı nasıl taciz ettiğini herkese söylemekle tehdit eder, ondan haftalık düzenli para isterler. Şaşkın rahip onlara sorar:

“Bu çok canice. Ne yaptığınızın farkında mısınız?”
“Evet efendim, Şantaj.”
“Hem de sizin yaşınızda…. Çok yazık.”
“Evet, bunu yapmak zorunda kalmamıza çok yazık. Ama Tavşandudak ve annesinin paraya kesinlikle ihtiyacı var.” (70)

Bu şantajda kişisel hiçbir şey yoktur: hatta daha sonra rahiple yakın dost olurlar. Tavşandudak ve annesi kendi başlarına yaşayabilecek hale gelince, rahipten daha fazla para almayı reddederler:

“Yeter artık. Yeterince verdin. Kesinlikle gerekliyken para aldık senden. Şimdi biraz Tavşandudak’a verecek kadar para da kazanıyoruz. Hem ona çalışmayı da öğrettik.” (137)

Bu başkalarına karşı soğuk tavırları, gerektiğinde onları öldürmeye de varır: büyükanneleri süt bardağına zehir koymalarını istediği zaman, şöyle derler:

“Ağlama büyükanne. Yapacağız; eğer gerçekten istiyorsan bunu bizden, yapacağız.” (171)

Naif de olsa, bu tür öznel bir yaklaşım hiçbir şekilde canavarca-soğuk düşünümsel bir mesafeye engel olmaz. Bir gün, ikizler yırtık pırtık giyinip dilenmeye gider; gelip geçen kadınlar onlara elma, bisküvi vb. verir, biri de başlarını okşar. Sonra bir başka kadın onlara evine gelip biraz çalışmalarını, karşılığında onlara yemek vermeyi önerir.

Şöyle dedik: “Sizin için çalışmak istemiyoruz hanımefendi. Sizin çorbanızı da ekmeğinizi de yemek istemiyoruz. Aç değiliz.”
O da sordu. “O zaman neden dileniyorsunuz?”
“Nasıl bir şeymiş görmek ve insanların tepkilerini gözlemek için.”
Bağıra çağıra gitti o zaman: “Sefil rezil haydutlar! Üstelik bir de edepsizler!”
Eve dönerken elmaları, bisküvileri, çikolatayı ve paraları yolun kıyısındaki otların arasına attık.
Baş okşamasını atmaksa olanaksız. (34)

Benim durduğum yer işte bu – böyle olmak isterdim: duygudaşlıktan yoksun etik bir canavar, kör bir kendiliğindenlikle başkalarına yardım etme görevini yerine getiren, ama onların iğrenç yakınlıklarından kaçınan bir canavar. Böyle daha çok insan olsaydı, dünya, içinde duygusallığın yerini soğuk ve katı bir tutkunun alacağı hoş bir yer olurdu.

SLAVOJ ŽİŽEK, Mart 2008

Zizek’in Türkiye’deki yayıncısı Encore’un sitesinden apartılmıştır elbette.

February 9th, 2011

Sikke

ÇELEBİ: Türkçe. Çalab, Allah manasındadır. Sonundaki nisbet yâ’sı ile Çelebî, Allah’a ait adam, Allah adamı demektir. Kibar zarif kimselere de “çelebî adam” denir. XVII. yüzyılın sonlarına kadar bilgin ve soylu kimseler için, yine bu unvan kullanılmıştır. Mevlâna’nın soyundan gelenler “Çelebî” olarak anılmış, ancak Mevlâna’ya ana tarafından akraba olanlar “inâs çelebî”: baba tarafından akraba olanlara da “zükür çelebî” denmiştir. Hacı Bektaş’ın nefes evladı (manevî evlad) yahut belinden gelen kişilere de “Çelebî” denir. Mevlevî çelebilerinden ayırmak için “Bektaşî çelebilerinden” diye kayıt konulur. Çelebî kelimesi, Farsça gramerine uygun olarak “Çelebiyan” şeklinde çoğul yapılır. Mevlevîlerden, Mevlânâ’nın maddî bakımdan akrabası olmadığı halde: Mesnevî’nin yazılmasına önayak olan kişiye bu unvan verilerek Çelebî Hüsameddin denmiştir. Normal olarak çelebî ifadesi isimden sonra kullanılırken, bu zatın adının başına getirilmesi, esas çelebîlerden ayırmak içindir. Çelebî’nin isimle beraber kullanılışı şöyledir: iskender Çelebî, Mehmed Çelebî, Ali Çelebî, Salih Çelebî, ibrahim Çelebî. Genel olarak çelebî deyimini, Allah yoluna sülük eden, maneviyat erleri için kullananlar da vardır.

ÇELEBÎ EFENDİ: Türkçe-Rumca. Çelebî, daha önce ifade ettiğimiz gibi Allah manasına gelen Çalap kelimesinin nisbetidir. Efendi ise Rumca asıllı bir kelime olup okumuş kibar kimse, malik, sahip gibi manaları vardır. Seyyid, hoca, kadı, molla ve şehzadeler için kullanılmıştır. Çelebî Efendi, Konya Mevle-vihanesi postnişinine verilen addır. Mevlevîler arasındaki unvanı “aziz efendimiz” şeklindeydi. Çelebî Efendi, Mevlânâ Celâleddin Rûmi’nin mutlak anlamda vekili, bütün mevlevi şeyhlerinin başı idi. Diğer Mevlevî şeyhleri, onun vekili idi. Çelebî Efendi, istediğini tayin edebilme yetkisine sahipti. Ziyaret için gittiği dergahlarda bulunan postlar, kendisine sunulurdu. Bu makamı, Mevlâna’nın erkek çocuğundan gelenlerin en ehil olanları işgal etmiştir. Sadece Ebu Bekir Çelebî Efendi isminde bir zât, bütün özelliklere sahip olduğu halde, muhtemelen bazı olumsuz cereyanların etkisiyle makamından uzaklaştırılarak, yerine kız evlattan gelen Karahisarlı Arif Çelebî Efendi tayin edilmişti. Mevlevîlikte, çelebilik makamını elde edebilmek için veraset usûlü kabul edilmemişti. Teamüle göre, postnişin olan bir Çelebî Efendi öldüğü zaman, Mevlânâ ailesine mensup olanlarla dergâhın ileri gelenleri ve kıdemli dervişler, ölen zatın evlatları ve amcazadeleri arasından ehliyetli ve liyakat sahibi bazılarının kendilerinden sonra seçilmelerini tavsiye edenler de olmuştu. Çelebî Efendilere hükümet tarafından da çok ehemmiyet verilirdi. Çelebî Efendiler, padişahlara uzun süre kılıç kuşatmışlardır. Bu nedenle Postnişinlik makamında değişme oldukça, seçilen yeni çelebî ve post-nişinlere padişah tarafından ferman verilmek suretiyle, yapılan seçim teyid ve tasdik olunurdu.

Üstteki metin Semazen.net adresinden apartıldı.

1 comment February 8th, 2011

Metehan Özcan’dan Ankara Fading

Metehan’ın ‘Ankara Fading’ isimli fotoğraf serisinin Facebook’da gördüm. Sönük renkler, grafiksel lekeler ve ince esprili konuları ile Facebook’tan başka bir yerde toparlansa iyi olacağa benzer.

Not: Sanırım bunlardan bir kitap yapılıyormuş veya yapılmış. Bu serinin facebook linki ise bu.

1 comment February 8th, 2011

Hacı Yumruk Efendi

1 comment February 7th, 2011

Romantik Fayton Beygirleri

3 comments February 6th, 2011

Kerteriz

February 6th, 2011

Mr. Prezidan: DIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIT

Mr Prezidan

1. Körfez Savaşı’nın hemen ardından yapılmış gibi gözüken bir telefon konuşmasının çözümlenmiş hali. İki eski dost, baba Prezidan George Bush, bizim Prezidan Targıt’la bölgenin geleceğini tartışıyor. Saddam’ın gitmesi gerektiği konusunda her ikisinin de hem fikir olduğunu tahmin ediyorum. Anlamadığım neden diyaloğun sadece Özal tarafının karartılmış olduğu. Bu dosyaları Ekin gönderdi.

February 5th, 2011

Next Posts Previous Posts


Takvim

November 2017
M T W T F S S
« Mar    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler