Kubbe-i Kazurat-i Küheylan 2

Yazar: Boran Güney 17 February 2011

Eskişehir 94-95


“merzifonlu’ alpay tarafından amiga ile yapılmıştır” Klipten haberdar eden Deform Plak’a saygı ve sevgilerimle…

Yazar: Grup Ses 17 February 2011

Diküçgen

Yazar: Boran Güney 16 February 2011

Kubbe-i Kazurat-i Küheylan 1

Yazar: Boran Güney 4 yorum 15 February 2011

ANADOL “Gel Elimi Tut”

Gözen Atila bu ara Aysel Gürel’e bağladı, beste üzerine beste, klip üzerine klip üretiyor. Eğer eskaza bir gün film çekecek olursam, bu romantikraut yerli sinema tarzındaki eserlerden biri muhakkak bir yerinde çalsın isterim.

Yazar: Boran Güney 15 February 2011

Dedemin gördükleri

Dedem gördüğü bazı şeyleri anlayamıyor. Ne kadar uğraşsak da olmuyor. Çünkü biz de pek anlamıyoruz.

Yazar: Onur AYNAGÖZ 14 February 2011

No tags for this post.

Oto-Faşizm

Öyleydi böyleydi derken, herkes gölgesinden korkar oldu. Express’in ve Roll’un devamı Bir+Bir dergisi ‘uygunsuz’ bir şiir nedeniyle ‘müşterilerden gelen haklı tepkiler’ neticesinde D&R’lardan kaldırılmış. Basın açıklaması şöyle:

Continue ReadingYazar: Boran Güney 10 February 2011

Internet yokken gerçek tarih yaşanırmış

che_beauvoir_sartre

Che, Simone de Beauvoir ve Sartre tatlı bir an paylaşıyor.
Umut Şumnu Facebook’da paylaşmış bugün.

Yazar: Boran Güney 1 yorum 10 February 2011

No tags for this post.

Yok Böyle Dans’ın atababası

12 Eylül sonrası renklenen TRT’de, bir dönem ünlü olan herkesin, Zeki Müren’in Neşe Erberkle homoerotik pleybekli dansına eşlik ettiği bir hazine efendim.
Bu eşsiz efemerayı Barış K. bulmuş.

Yazar: Boran Güney 1 yorum 9 February 2011

Nasıl bir etik savunuyorsunuz?

Bana sık sık soruyorlar: kitaplarınızda nasıl bir etik savunuyorsunuz? Bütün hepsinde ortak olan bir etik tutum var mı?

İşte yanıtım: evet, var, ahlaktan yoksun bir etik savunuyorum – ama Nietzsche’nin bizi kendimize sadık kalmaya, iyinin ve kötünün ötesindeki seçilmiş yolumuzda ısrar etmeye çağıran ahlaksız etiği değil. Ahlak benim diğer insanlarla olan ilişkilerimin simetrisiyle ilgilidir; onun sıfır seviye kuralı “benim sana yapmamı istemediğin şeyi bana yapma”dır; etikse, tersine, benim kendimle tutarlılığımla, kendi arzuma bağlılığımla ilgilenir. Fakat, etikle ahlakı ayırmak için tümüyle farklı bir yol daha var: Friedrich Schiller’in naifle duygusal karşıtlığı çizgisinde bir yol. Ahlak “duygusaldır,” ötekilerini (sadece), ötekilerinin gözüyle kendime baktığımda, iyi olan kendimi sevmem anlamında içerir; etikse, tersine, naiftir – yapmam gereken şeyi yapılması gerektiği için yaparım, iyiliğim yüzünden değil. Bu naiflik düşünümselliği dışlamaz – hatta ona, insanın yaptığı şeye karşı soğuk, katı bir mesafesi olmasına izin verir. Bu türden etik tutumun en iyi örneklerinden biri, Agota Kristof’un Defter-Kanıt-Üçüncü Yalan adlı üçlemesinin ilk cildi olan Defter’de sergileniyor. Kitap İkinci Dünya Savaşı’nın son ve Komünizmin ilk yıllarında, büyükanneleriyle birlikte küçük bir Macar kasabasında yaşayan ikiz iki çocuğun öyküsünü anlatıyor. İkizler tümüyle ahlaksız – yalan söylüyor, şantaj yapıyor, öldürüyorlar… – yine de, en saf haliyle otantik bir etik naifliği cisimlendiriyorlar. Birkaç örnek vermek yeterli olabilir. Bir gün, ormanda aç bir asker kaçağıyla karşılaşırlar ve istediği birtakım şeyleri ona getirirler:

Yemek ve battaniyeyle geri geldiğimiz zaman, bize şöyle dedi: “Çok iyisiniz.”

Biz de yanıt verdik: “İyi olmaya çalışmıyoruz. Bunları sana getirdik çünkü kesinlikle ihtiya-cın var. Hepsi bu.” (43)
(more…)

Yazar: Boran Güney 9 February 2011


Kategoriler

Bağcıklar

Besleme