Mr. Prezidan: DIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIT

Mr Prezidan

1. Körfez Savaşı’nın hemen ardından yapılmış gibi gözüken bir telefon konuşmasının çözümlenmiş hali. İki eski dost, baba Prezidan George Bush, bizim Prezidan Targıt’la bölgenin geleceğini tartışıyor. Saddam’ın gitmesi gerektiği konusunda her ikisinin de hem fikir olduğunu tahmin ediyorum. Anlamadığım neden diyaloğun sadece Özal tarafının karartılmış olduğu. Bu dosyaları Ekin gönderdi.

February 5th, 2011

Devinim

Yine geç kaldık, 2008 yılında yapılmış ama ben geçenlerde Tümel’in friendfeedinden gördüm, devinimi.

Continue Reading 2 comments June 21st, 2009

Toz kütüphanesi

lod_m_03

lod_m_12

lod_m_17

David Maisel’ın Oregon Eyaletı akıl hastanesinde bulduğu ve bizlere sunduğu bir proje. Cesetleri yakılarak kül haline getirilen ve bakır kaplarda korunan sahipsiz (aileleri tarafından teşhis edilmemiş) hastaların saklanan küllerinin zaman içerisinde bakır kapların yüzeyinde oluşturdukları farklı deformasyonları ve ilginç formları fotoraflamış/belgelemiş.
Toz kütüphanesi projesine ve Maisel’in diğer işlerine buradan bakabilirsiniz.

February 24th, 2009

Kurak But – Aysel Gürel Müzesi (Müzikal Belgesel)


KURAK BUT – AYSEL GÜREL MÜZESİ from Kurak But on Vimeo

Gönül Aysel Gürel 
7 Şubat 1929, Denizli – 17 Şubat 2008, İstanbul

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümü mezunu olup, şarkı sözü yazarlığının yanı sıra, Türkolog, edebiyat öğretmeni, tiyatro oyuncusu ve şairdi.

Kalbimizdesin…

7 comments February 17th, 2009

Güneş Rekorlar Kitabı

Küçüktüm, amcam Londra’dan bir kitap getirdi bir gün. Dedi ki: Al bu senin. Açtım içini, inanamadım gözlerime. En uzun bıyıklı adam, en büyük pasta, en küçük bisiklet ve daha niceleri bu kitabın içinde. Dedim: Adı ne bu kitabın? Dedi: Güneş Rekorlar Kitabı.

Bizden de çıkar arada dünyanın en uzun urfa kebabını yaptım uğruna başvuran ve başvurusu reddedilen bu rekorlar aleminde. Benim asıl ilgimi çeken ‘Karakterler’ bu yarışın içinde. Bir kaç ay önce tekrar çıktı bunlar karşıma. Bu seferki dünyanın en büyük ve dünyanın en küçük adamı idi yanyana. Giydirmişler, kuşandırmışlar adam ile adamcığı, poz verdirmişler basına, yapmışlar 2009’un reklamını.

Yine aynı adamcığı bir hafta sonra dünyanın en uzun bacaklı kadını ile çekmişler altalta, üstüste, al sana en baba kampanya. Bu işler hep şu en başta bahsettiğim kitapsız kitabın işi. Aslında adamın, kadının kim olduğunun bir önemi yok bu kitapçılar için. Küçük ya da büyük olmaları yeterli, onun dışında ‘tısss’ bu garip insanlar, ölürler giderler haberin bile olmaz. Alan, satan ve buna bakan memnun diyeceksiniz. Ama öyle değil bu işler işte. En azından eskiden öyle değilmiş, bir ağırlığı bir adabı varmış garip insan olmanın.

Dedik ya alan memnun satan memnun. Gavur dedelerimiz ‘Freak SHOW’ dedikleri durumlar yaratmışlar 1900’lerde. Toplamışlar ‘Doğanın Hataları’ dedikleri bu insanları. Çıkartmışlar sahneye, kendilerini ifade şansı vermişler kurdukları ortamlar ile. Çıkmak istemeyen de çıkmamış şova, oturmuş evde. Yani kandırmamışlar 3 kuruşa çık dur orda diye. Gerçi yeri gelmiş halk bunları ‘şeytan’ demiş taşlamış ama yinede ‘Freak Show’ lar iş imkanı sunmuşlar sokağa çıkamayan bu insanlara. Diyeceksiniz ki ne farkı var bizim kitaptan bu şovun. Şöyle ki; Çıkıp yorum yapınca, bir türkü patlatınca, ya da bir anı anlatınca, ya da bir rol kapınca, önemi ve enteresanlığı artıyor bizden farklı olmanın. Kıskanıyorsun onu, ‘Yazııık’ diye bakmıyorsun adama, adamcığa, uzun bacağa. Uzun lafın kısası eskiden doğanın hatalarını mucizeye çeviriyorlarmış, şimdi ise maymun ediyorlar gibi geliyorlar bana.

tüm imajlar: google sağolsun

3 comments September 20th, 2008

Dünyanın en büyük müzik koleksiyonu


The Archive from Sean Dunne on Vimeo.

Tahmini değeri 50 milyon dolar, dünyanın en büyük müzik koleksiyonunu yapan Paul Mawhinney’in hikayesi, diabet hastası olan ve gözleri neredeyse görmez olan 69 yaşındaki koleksiyoncu, koleksiyonu senelerdir elinden çıkarmaya çalışıyor, biraz tv duygusallığıyla yapılmış bir kısa röportaj olmuş ama hikaye etkileyici. via todayandtomorrow

1 comment August 22nd, 2008

Büyükbaba: Ahmet Suavi Baran

01baran.jpg

Büyükbabamın evinde bulduğum 50 senelik fotoğraf makinesi ve bir sürü fotoğrafın ardından çeşitli büyükbaba fotoğrafları peşine düştüm. Kolleksiyonun ilk parçası Baran Baran’dan geldi. Bitmeyen enerjisi ve olmadık şeye ilgi alakası, yeteneğiyle Baran’ı uzaylı sanıyordum ancak kendisinin dünyalı olduğuna uzaydaki köklerinin büyükbabasına dayandığına kanaat getirdim. Neredeyse iki ay süren bir çalışmanın ardından elde ettiğim fotoğrafları ve Baran ile babasının ekine düştüğü notu sizlere sunuyorum.

“1930’ların başları.
Ahmet Suavi Baran, Kırıkkale Askeri Sanayi Lisesi’nde öğrenci.

Yazları Gönen’e gidiyor. Gönen Çayı’nda yelkenli filan yaparken, hızını alamayıp, hem denizde hem karada giden bir “Yüzen Bisiklet” yapıyor… O zamanın teknik dergilerinde haber oluyor bu buluş.

Okul bitince Deniz eğitimi için Gölcük’e gidiyor Suavi… 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nda “Upgrade” ettiği yeni bisikletiyle Gölcük’ten İzmit’te denizden gidiyor (10 mil), karadan dönüyor müthiş buluşuyla…

Bu arada, “Giderken yanıma su almamışım, çok susadım!” diyor… Sınıf subayından, “Tehlikeli İşler” yaptığı gerekçesiyle 3 gün ceza alıyor bi güzel… Hikayeyi anlatırken bazı yerleri hatırlayamadığında “Benim internet yavaş çalışıyo bugün” diyor…

Neyse ki fotografla çok ilgili kendisi…”

Baran-02.jpg

Elinizdeki büyük baba fotoğrafları için bizimle temasa geçin .

2 comments August 16th, 2007

Başlangıcında “Design”

Prelinger Archives sitesinde 50’lerin ortalarında çeşitli kuruluşlar tarafından devlet desteğiyle hazırlanmış, tasarımı ve tüketimi özAmerikan değerler olarak yücelten videolar buldum. Bu gün gırtlağımıza kadar içine gömüldüğümüz post-modern çağın esasına, etrafımızı saran reklam kozmosunun ana prensiplerine, iPhone’un nasıl bu boyuta bir çılgınlığa ulaşabildiğine ışık tutan bir yapım.

50’lerin dünyasında Amerika’nın etkinliğini düşünecek olursak, bu anlayışın günümüzü nasıl şekillendirdiğini daha rahat kavrayabiliriz.

1 comment August 2nd, 2007

En meşhur 6 saniyelik “loop”

July 31st, 2007

Voigtländer Bessa

g_voigtlander_inos_II_02.jpg
6×9 körüklü makinelerin kraliçesi Voigtländer Bessa. Şirket fotoğraf tarihindeki en eski şirketlerden biri. Kuruluşu 1756. İlk fotoğraf makinesini 1840 da üretmiş. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz kamera ise 1931-1949 yılları arasında piyasada bulunan en prestijli kameralar arasındaymış. Optik ve mekanik niteliklerinin şirkete getirdiği maliyetler sebebiyle Carl Zeiss gibi devlerinin karşısında duramamış ve 1970’de iflas etmiş. 90’larda tekrar üretime geçmiş.

02.jpg

Benim bu fotoğraf makinesini buluşum ise ayrı bir hikaye. Büyükbabama yaptığım son ziyarette dolaplardan bir tanesinde gördüm onu. “Bunu 1942’de almıştım” dedi. “Zeiss’lar piyasaya henüz girmemişti” diye ekledi. Ardından bir sürü fotoğraf albümü çıkarttı. Aklımı kaçıracaktım. Orta formattan kontak basılmış yüzlerce fotoğraf vardı ablümlerde. Üstelik hepsini kendisi basmış. Kamerayla birlikte gerekli kimyayı satın almış ve eve gidip ilk denemesini gaz lambasının ışığında yapmış. Sonuç doğal olarak başarısız olmuş. Daha sonra işlemin kırmızı ışıkta yapılması gerektiğini öğrenmiş ve gaz lambasının cam muhafazasını kırmızıya boyamış. Tepedeki açıklık yüzünden fotoğraflar bir kere daha yanmış. Bir kaç ısrarlı denemenin sonunda ilk karesini büyükçe bir elbise dolabının içerisinde basmayı başarmış. Örnekleri yazıya eşlik ediyor.

01.jpg

“Retro” dediğimiz şeye çok sıcak bakmasam da, mesleği gereği Karadeniz’in her köşesinde fotoğrafladığı karelerle dolu bu albümlerde gördüklerim beni çok etkiledi. Her birinin hikayesini duymak ayrıca keyifli tabii. Büyükbabaların her zaman iyi hikayeleri olmuştur zaten. Bundan böyle çevremden toplayabildiğim kadar “BÜYÜKBABA” fotoğrafı toplayıp hikayeleriyle birlikte buradan sizinle paylaşacağım.

1 comment July 20th, 2007

Previous Posts


Takvim

May 2017
M T W T F S S
« Mar    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler