Takı takı

atari-2

wow-web

Sevgili Sakurako Shimizu 18K altından 1981 Atari işlemcisini bir yüzüğe yerleştirmiş, ses dalgalarını kullanarak broşlar, kolyeler yapmış. Çok hoşuma gitti. Sizlerle paylaşmak istedim.
Sakurako’nun web sitesi: http://sakurakoshimizu.blogspot.com/

5 comments April 7th, 2009

Japon görsel kültürü karşısında ezik hissetmek


Let’s☆Cookin’ Jam from OHASHI_Takashi on Vimeo.

Bir süredir yakın bir arkadaşım için çekmeyi planladığımız bir müzik videosu üzerinde çalışıyorum.  Çalışıyorum derken aslında sağda solda başkalarının yaptığı videoları izleyip “ilham” (ç)alıyorum, günlerimi geçiriyorum.  Üstteki animasyonla da bu maceraların esnasında karşılaştık.  “Let’s Cookin Jam” animasyon tekniğinin sadeliği, grafik dilinin basitliği ve topyekün manyaklığı ile beni gafil avlarken, sahip olduğumu varsaydığım görsel kültür külliyatının da aslında pek de derin ve zengin olmadığını hatırlattı.

10 comments April 2nd, 2009

Eski adamdan yeni müzik

Dee-Lite kurucusu Japon dj, müzisyen Towa Tei’nin 40 yaşında yaptığı müzik üstteki gibi.

1 comment February 5th, 2009

Araba süslemeciliğinde Türk ve Japon karşılaştırması







Yükselen güvenlik ve konfor standartları, emisyon yasaları, yeni nesil motorlar sebebiyle 1990’da FIAT’ın üretimden kaldırdığı bu otomobil, memlekete 10 sene fazladan kaktırıldı. Bursa’daki TOFAŞ fabrikası ulusal gururumuz oldu. “Bu ülkenin yollarına bu araba gider” diye kendimizi kandırdık. Zaman içerisinde 5 vitesli hatta otomatik camlı türevleri bile çıktı. Türkiye’de her 10 aileden 5’i bir dönem bu arabayı satın aldı. Onu sevdi, yıkadı, tamir etti.

Bu gün az kullanılmış 2001 Modelini bulmak mümkün. Fiyatları 1,000 YTL ve 10,000 YTL arasında değişiyor. Dolayısıyla efsane devam ediyor. Şahin tutkunları otomobillerini kişiselleştiriyor. I Phone’a kılıf takmak, ekranınına resim koymak gibi bir şey.

Japon muadillerini de haberin devamına eklemeden yapamıyorum. Etken ruh hali aynı olsa da, kıyaslamada “Japon yapmış yine” dedirten bir farklılık göze çarpıyor.






Kaynak: Pinktentacle, Flickr

10 comments December 17th, 2008

Maximum the Hormone


Maximum the Hormone – Bikini Sports PONCHIN PV
Yükleyen auxence-PV

BIKINI SPORTS PONCHIN PV isimli şarkı. Haberiniz olsun.

4 comments December 14th, 2008

Gıda’nın geleceği

Goremeyenler Ktunnel’le baksin bu linke

Küreselleşmenin gıda ve tarım sektörüne olan etkisini bir kaç iterasyon ileri götürüp bireylerin yaşamına ve topluma nasıl etki ettiğini anlatan bir video. İzometrik görünümü ve vektörleriyle video bence başarılı, bu kadar karmaşık bir konuyu birçok açıdan ele alışı ve anlatışı da olağanüstü ama esas bomba videoyu yaptıran kurumun MAFF, yani Japon Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık bakanlığı olması. Zaten Obama’nın artık şömine sohbetlerini Youtube’dan yayınlayacağını da okumuştuk, sanırım birkaç seneye devlet kurumlarının hepsini youtube’da görücez. Neyse, konu nereden nereye geldi de aklıma gelmişken, geçen gün Youtube’un en büyük ikinci arama motoru olduğunu okudum, 9 yaşında hayattaki herşeyi youtube a yazıp videodan izleyen, hiç google ve text kullanmayan çocuklar varmış, gelecekte herşeyin video temelli olacağını yazıyorlar, bu da Google’ın en büyük hatası Youtube’u almaktı diyen miyoplara kapak olsun.

Enerjisi kalanlara

7 comments November 24th, 2008

Metro adabı

Tokyo Metrosu yönetimi, metroda uyulması gereken adab-ı muaşeret kurallarını edepli bir biçimde, kimseyi incitmeden bildirmek için her ay güncellenen posterler yaptırıyormuş. Poster serisi sanırım şu anda 5. posterde. 

Her posterde aynı adamın saygızlığa kurban gitmesi ise ilginç.  Acaba bu adam Tokyo’luların öz-tasvir ortalamasının bir tezahürü müdür? O kadar nötr gözüküyor ki, sanki Amerikan filminde sonradan seri katil çıkacağı belli, Kevin Spaceyvari bir münzevi antikahraman.  Gözlerini gizlediği camların ardından sessizce etrafını izliyor.  

6 comments August 23rd, 2008

Doğu-Batı her bakımdan farklı

anatomical_scroll.jpg
anatomical_scroll_1.jpg
anatomical_scroll_2.jpg

Severek takip ettiğim bloglardan bir tanesi Pink Tentacle‘da bugün gördüğüm anatomik çizimler 1819’da Yasukazu Minagaki (1784 – 1825) tarafından yapılmış. Modern tıbbın gelişimi süresince ortaya çıkmış tüm anatomik resimlerde vücut işler durumdadır. Oysa burada gördüğümüz örneklerde kan ve diğer sıvıları, hatta yüzdeki ölü ifadeyi görebiliyoruz.

Pink Tentacle’in da altını çizdiği bu nokta ilgilimi çekti, Paylaşıyorum.
Kaynak: Ektaplasmosis, Morbid Anatomy, Kaibo Zonshinzu,

April 25th, 2008

Asimo’yu vurdular mı?

Önce videoyu izleyin.
Kısa süre önce burada Arthur Ganson’un dişli ve çarklarının içimde uyandırdığı derin hislere değinmiştim. Yine ve dişli ve çarklarla ilgili anlatacağim hikaye. İnsanoğlunun her türlü zulmüne katlanarak durmaksızın gösteri yapan ve tüm bunların üzerine bir de kafede çalışarak hayatını kazanmaya çalışan zavallı Asimo’nun başına gelenleri gördüğümde gerçekten içimden bir parça koptu.

Asimo, gösterisi sırasında merdivenleri çıkarken yüzünün üstüne yere çakılıyor. Kalabalık acımazısca gülüyor. Asimo ise kendisinden görmeye pek de alışık olmadığımız bir acizlik sergiliyor. Düştüğü yerde, dünyadan habersiz konuşmaya devam ediyor.

Sonra, yarış sırasında bacağı kırılan atları öldürürken kullanılanlara benzer bir paravan geliyor sahneye. Tüm teknisyenler son derece soğukkanlı. Asimo ise perdenin ardından konuşmaya devam ediyor. Seyirciler gülüyor. Arka da olup bitenleri merak etmekten alamıyorum kendimi:

Zavallıya öfkeyle tekme mi atıyorlar, kafasını mı ittiriyorlar, devrelerinden düzensiz bir biçimde akım geçirerek acımı çektiriyorlar? Yoksa gösteri sırasında düşen Asimo’ları hemen oracıkta silahı çekip vuruyorlar mı?

İlk anda Asimo’nun düştüğü duruma utansam ve üzülsem de, aslında bu duyguları bir robota henüz merdiven indirmeyi başaramamış insanoğlu adına hissettiğimi farkediyorum. En azından olayla ilgili ilk pozisyonum bu. Öte yandan sahneye gelen paravan aklımı bulandırıyor. Tüm bunların ardında bir öte gerçeğin varlığını, huzursuzluğunu hissedebiliyorum.

Robotlar, bugün başlattığımız paralel evrimin ilk adımları. Her biri “kendi kaderini çizme” saplantımızın birer ürünü. İstenç ile ilgili en büyük fantazmamız; neye dönüşeceğini belirleyebilmek. Robotlar kendimize çizdiğimiz gelecek. Çocuklarımız. (“progeny” kelimesi buraya gerçekten iyi oturuyor) Sahneye gelen paravanla bir rüyadan uyanıyorum aslında gelecek hiçte bize anlatıldığı gibi olmayacak. Yada bizim için çizilen gelecek hiçte anlatıldığı gibi değil. Şayet bu tatsız olayın içerisinde sahneye gelen paravan olmasaydı, Asimo’nun düşüşüne karşı hissedeceklerim, yürümeyi yeni öğrenen bir bebeğin yere kapaklandığı bir başka durumda hissedeceklerimden çok da farklı olmayacaktı. Bir paravanla saklanması gereken neydi peki? Her şeyden önce Honda’nın gelecekte kendini yanında konumlandırmak istediği değerlerin çöküşüydü. Şüphesiz, saklanması gerekiyordu.

Robotik, nükleer araştırmalar ve uzay ile ilgili çalışmaların sosyolojik boyutları arasında farkettiğim ilginç bir ilişki var. Bu üç farklı alanın da devletler, ve diğer güç odakları(şirketler?) tarafından ideolojileri yada emelleri taşıyacak ana gemiler olarak kullanılıyor olması. Geçmişten günümüze hem uzay hem de atomla ilgili araştıramalar gelişmişliğin, gücün, yeniliklçiliğin, farklı bir gelecek vaad edebilme yeteneğinin ve liderliğin sembolleri olarak kullanıldı. Robotik içinde durum farklı değil. Tek bir şey dışında: Robotik olan, vitrinde olmaya diğer iki alandan daha elverişli. Çünkü henüz çıkarların hizmetinde oluşturacakları tehlike yaşanmadı. Honda’nın yerinde olabilecek bir başka şirketin robotlar ile gösteri yapmak yerine bir salonda atom çekirdeğini parçalıyor olması sanmıyorum ki kamuoyundan aynı sempatiyi toplasın.

Tam da bu sebeple robotik olanın toplumla daha sıkı bir ilişkisi var. Yine bu sebeple, vitrinde olabilmek için robotik ütopyanın altında toplumsal olanı yaratmak yatıyor. Yani bize göre bizden sonra gelmesi gereken nesli, geleceğin toplumunu yaratmak. Teknoloji ile ilgili pek çok şirket yarın ki değerlerine sahip çikabilmek adına bu kulvarda yarışıyor. Ve böylece robotlar sadece robot olmaktan çıkıyorlar ve şirketlerin kirlettiği kavramlar dünyasının zehirli bulutları arasında deforme oluyorlar.

Bu açından bakıldığında konu daha da karmaşık ve umutsuz bir hal alıyor. Şu an kafamızdaki genel robot tanımı ile ilgili olan en büyük ve en temel hata “kusursuzluk ilkesi” Asimo’nun merdivenden düşmemesi gerekiyor çünkü bu kusursuzluk ilkesine ters. Çünkü bu Honda’nın teknoloji lideri iddasına ters. Göz ardı edilen şey toplumsal yapının hatalar üzerinde şekillendiği ve toplumsal olanı yaratmanın yolunun hatalardan geçtiği. Ne yazık ki ki hiç bir teknoloji şirketi kusur yapan teknoloji üretme lüksüne sahip degil. Böylece teknoloji ve robotik birbiriyle çelişen iki kavram haline geliyor.

İşte bu çelişki sonucunda günümüzün en gelişmiş humanoidi olarak sunulan Asimo, teknoljik bir hata olarak bir paravanın ardına saklanmak zorunda kalıyor. Robot onu yaratan teknolojinin sınırları içerisinde sıkışıyor ve sonuç olarak Honda’nin geliştirdiği bir dinamik denge projesi olmaktan öteye geçemiyor.

Asimo’nun düşüşüyle birilkte gelişen alternatif bir başka olay akışı hayal ediyorum. Teknisyenin sahneye çıkıp Asimo’yu yerden kaldırdığı ve Asimo’nun tekrar merdivene yönlendiği bir başka akış. Tabi bunun için, her şeyden önce Asimo’nun kusursuzluk ilkesi dışında hazırlanması, düştüğü zaman hasar almayacak şekilde tasarlanması ve hatta düştükten sonra kendisine uzanan bir eli tutarak doğrulabilecek şekilde programlanmış olması gerekiyor. Sahnede izlediğimiz Asimo gelecekle ilgili olmaktan daha çok, geçmişin bilim-kurgu romanlarındaki bir rüyayı gerçekleştirme çabası gibi gözüküyor.

Gelecekle ilgi olan bir gösteride, sahne boyunca yürüyen bir robotun her düştüğünde teknisyeninin bacağına tutunarak yeniden ayağa kalkışı olurdu diye düşünüyorum. Böyle bir şey değil.

Yazık.

4 comments December 13th, 2006

Becerikli Dr. NakaMats

flopi

Japon Profesör Dr. Nakamatsu 3218 icadi ile Edison’un 1093 patentini fena halde sollamış durumda. Manyak Profesör’ün icatları arasında Floppy Disk, Hard disk, Sampling, Synthesizer, Ziplama Ayakkabisi, Tekerlekli Peruk, El Pompası gibi kimi çok kullanılan kimi ise tamamen deli işi obje var.

nakamatsu synth

Tabi daha ilginç olan profesörün icat sistematiği ve felsefesi.

icat metodu

Nakamatsu icat tekniği, çeşitli ruhani ve ilmi egzersizlerin ardından “flaş noktası” denen bir zihinsel mertebeye ulaşmayı gerektiriyor. Havasız kalmak suretiyle boğulup ölme anından 0.5 saniye önce ulaşılan nokta profesörün su altında yazabileceği bir kalem kağıt icat etmesine sebep olmuş.

Bu akıldışı karakterle yapılmış uzunca bir röportajı ping dergisi‘nde okuyabiliyoruz.

2 comments October 22nd, 2006


Takvim

September 2017
M T W T F S S
« Mar    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler