Hayal ürünü bir geçmişe özlem duyarken

Amerikan tasarım kültürünün efsanevi figürleri Eames’ler tarafından tasarlanıp çekilmiş bu Polaroid reklamını izlediğimde, sanki geçmişte şirketlerin kar hırsı yerine saf toplumsal ilerleme için çalıştığı, tasarımın gerçekten gerçek insanların hayatlarını kolaylaştırmak / güzelleştirmek için yapıldığı, daha iyi niyetli, zeki, kültürlü, sevecen ve adil bir dönem yaşandığı sanrısına kapıldım.  Ama daha önce Beatles’ın (Beatles’la pek alakalı olmamama rağmen) 30. yıl özel 10 cdlik seti reklamında gözyaşı döken birisi olarak geçmiş konusunda kaale alınacak insan değilim.

Öte yandan, bu konuda yalnız da değilim, hatta oldukça sıradanım sanırım çünkü post-modem toplumun tıpkı-basacak seri üretecek ve formülize edecek taze mala (kültür ürününe) ihtiyacı olduğunda ilk sığındığı kucak da retro velhasıl.  

Pop felsefe yaptığım zaman yarı cahilliğimin su yüzüne çıktığını hissediyorum ama biraz daha atıp tutacağım korkarım; çok da hakir görmemek lazım retronun altında yatan mantığı, kendine referans vererek büyümek, evrende her nevi evrimsel varoluşun 2 temel motorundan biri (diğeri de mutasyon tabi). Kültür de zamana yayılmış bir evrimsel süreç olduğu için kimi zaman ilerlemeci-mutasyonvari eğilimler etkili oluyor kimi zaman da retro-yeniden üretimci güçler.  

Kültürel akımların klasik-gotik-neoklasik-romantik-modern-postmodern şeklinde lineer dizilişi bana hep içgüdüsel biçimde (yazar, yazdığı konuda ahkam kesmek için gerekli literatürü okumadığını, boş beleş olduğunu itiraf ediyor) bir çift-kutuplu sinüsoid dalgalanmayı anımsatıyor.  

Olmayan yerde örüntü (pattern) görmediğimi varsayarsak, mevzubahis fenomen bambaşka bir seviyede, benim kişisel deneyimimle de örtüşüyor, büyüdüğüm dönem ve sonrasının müzik kültüründe de tezahür ediyor; yani 90’larda cyberpunkla beraber özgün olma iddiasındaki ilerlemeci elektronikalarda, Aphex Twin, Warp, Orbital, Prodigy ve drum’n bass akımlarında, techno ve sonrasında minimal müziklerde, hep pop müziği, dolayısıyla pop kültürü mutasyona uğratmaya çalışan bir itki varken,  2000’lerde geçerli müzik hep 60, 70 ve 80’lerde yaşandığı varsayılan bir müzikal altın çağa öykünüyor, kozmik disko’dan, elektrolara, hipster new york retro rock soundlarından, anadolu pop’a bir spektrumu yeniden ele almaya çalışıyor.  Aynı olguyu sinemaya, modaya ve hatta siyasi yaşama bile uyarlamak mümkün sanırım.

Bu benim aklıma başka bir metaforu getiriyor.  Büyümekte olan bir bebeğin, yürümeye ilk başladığı zaman keşif merakı ve güvenlik ihtiyacı arasında yine bi-polar biçimde gidip geldiğini anlatan; ve sağlıklı bir zihinsel gelişimin ancak çocuğun keşif yaptığı zaman diliminin hemen akabinde ebeveyn kucağında güvenliğe erişme şansını bulduğunda gerçekleştiğini ifade eden bir belgesel izlemiştim bir zaman.  Acaba insan gruplarının toplu belleği / gerçeklik algısı olan kültür de, bir insan yavrusunun bellek ve zeka geliştirdiği prensiple mi işliyor, gelişiyor?  Acaba kültüre pedagojik mi yaklaşmak lazım? Acaba ben arifi tarif mi ediyorum? Acaba herkes bu üstte yazdığım durumun farkında da bende jeton yeni mi düşüyor?

4 comments January 17th, 2009

Kendi kültürünü aşmak

Bu aralar etrafta’ya birşey koyarken zorlanıyorum geçen Boran’a da söyledim artık birine güzel gelen diğerine muhakkak pastiş veya sığ geliyor. Bu dünyadaki sanatsal ve politik herşey öznel, herşey bir başka yere referans, eskiden apartma, modernizm sonrası sabit hiçbir şey kalmaması bir yandan da bu görecelilikte bazen insanı çaresiz bırakıyor. Yardımcı olsun diye Jameson açtım okudum rastgele sayfadan, bir Walter Benn Michaels kotasyonu geldi, serbest çeviri benden:

“Kültürel eleştiride, kültürel köklerini anlayabilmek için önce kültürünü aşmak (transcend) gerektiği Jeremiah’tan beri başlangıç adımı olarak bellenmiştir. Bunu birebir almamak gerekir, insanın kendi kültürünü gerçekten aşması mümkün olmadığı gibi, bu olsa bile elinizde analiz edecek araç kalmaz – belki teolojik olanlar dışında. Bu nedenle içinde yaşadığınız kültürü sevmesenizde, onun içinde varolursunuz, beğendiğiniz ve beğenmediğiniz şeyler gibi.”

Bu durumda hiçbir kültürel bağlamı olmayan, yeni bir sanat, yeni bir tarz, yeni bir müzik, yeni bir kreatif üretim artık olabilir mi. Hiç bir zaman mı yoktu acaba? Jameson bir paragraf sonra tüketim toplumunun kendini teorize etme gücünün, sistemin içinden onu yargılayıp karşı koymayı imkansız hale getirdiğini söylüyor bir paragraf önce de sistemin total reddinin bile yine ondan koparılıp atılamayacak bir bağ taşıdığını da söylüyordu. Kısacası kurtuluş yok gibi.

Bu işler biraz karışık tabi 2 satırda çözülmüyor işte bu nedenle kendimi kültüre bıraktım biraz da entelektüel sosa da buladım mııııı, oh içim de rahat.


Fred Herzog Vancouver fotoğrafları


Mr-T & Hulk Hogan


Keith Davis Young


Neil Leifer


Buluntu


Ve ezeli olduğunu sandığımız Cristo Redentor.

Resimlerin kimisi Waxin’ & Milkin’, bazısı da ***/*

2 comments January 14th, 2009

32 Kilo

32kilo1

32kilo2

Alman fotoğrafçı Ivonne Theine, sadece anoreksik modelleri kullandığı “32 Kilo” adlı seride moda çekimi estetiğine yabancılaşmamızı sağlamaya çalışmış. İlginç bir detay ise Theine’ın modellerini “anoreksiya güzeldir” tarzı internet forumlarından bulmuş olması.  Eğer burada bir arızanın estetize edilmesi, ya da yüceltilmesi durumu varsa, modellerin yüzleri niye gizlenmiş onu anlayamadım.

10 comments January 9th, 2009

Kaybolan Değerlerimiz

Ne zaman yöresel bir belgeselimizde Keçecilik, Karagözcülük veya benzeri konulardan bahsedilse, işin sonu hep geleneksel el sanatlarımızın makus kaderine ve kaybolan zavallı değerlerimize bağlanır. Geçen gün okuduğum bu Punch & Judy yazısı da bu makus kaderi paylaşması gerekirken tam tersi, zaman içinde kaybolmaktan kurtarılmış bir gelenekle ilgili.

Punch & Judy İngilizliği ile ünlü, içerdiği yüksek dozda domestik şiddet ve bayağı esprileriyle Simpsons’ın 18. yy kukla şovu versiyonu. BBC’deki yazı da özetle Playstation çağına karşı bir kukla geleneği olarak Punch & Judy’nin nasıl hayatta kaldığı ve “profesör” denen kuklacıların değişen zaman ve şartlarla birlikte örneğin cellat gibi tedavülden kalkmış ögeleri temsil eden kuklaların artık oynatılmaması gibi değişimlerle oyunu temel niteliklerini kaybettirmeden nasıl güncel kıldıklarıyla ilgili.

Siyasi ve sosyal yaşamda olduğu gibi geleneksel değerlerimize karşı da bu kadar aşırı korumacı bir tutum içinde olmasaydık belki bizde de aynı evrimleşme yaşanabilirdi. İnsandan ve yaşanırlıktan kopan geleneklerin dökme suyla hayatta kalmalarını beklemekle, koruduğumuzu düşündüğümüz geleneklere büsbütün haksızlık ettiğimizi düşünüyorum.

Yazının tümü burada.

7 comments January 5th, 2009

Aylin Livaneli

90’ların ‘Pop Kültürü Furyası’ mağdurlarından, müziklerini kendisinin yaptığı ‘Bana Müsade’ albümü ile Kral TV / Pop 10 listesinde uzun süre 1 numarada kalan, çok muhterem Zülfü Livaneli‘nin güzeller güzeli eski popçu kızı Aylin Livaneli ‘Yazarmış’!

Popçu iken çok beğenerek dinlediğim ve izlediğim performansını yazarlığa da yansıttığını düşünerek, ilk kitabını okuyacağım o günü ip ile çekiyorum.

Aylin Livaneli Pop Star imaj: google
Aylin Livaneli Yazar imaj: www.aylinlivaneli.com

Önemli Not
İster inan ister inanma, geçen hafta aldım ‘Yazar’ imajını sayfasından. Bugün tekrar girdiğimde Livaneli’nin sayfasına, onun tekrar pop star olduğunu görüyorum ve şaşırıyorum. Allah insanı şaşırtmasın. Yeni parçasını burdan dinleyebilirsiniz.

10 comments December 2nd, 2008

Kırotör

Halkın %49’u din ve devlet işlerinin tekrar ayrılmasını düşüne dursun. Aynı halkın %90’ı ‘Popüler Kültür’ü takip ederek hayatını idame ettiriyor.  Bize laf düşmez, alan ve satan memnun her zamanki gibi. Geçenlerde ‘Dali’ sergisine giden, oradan çıkıp Cevahir’de gününü geçiren halktan bahsettiydik. Aynı halkı daha da memnun edecek bir sergi açmışlar ‘Kırotörler’ bu alışveriş merkezlerinde. Bu seferki sürreal mürreal değil, halis mulis gerçek.  En meşhur dedimkodum dergisi ‘HAFTASONU’nun ’41 YILLIK MAGAZİN TARİHİ’ isimli sergisi.  Küçük görüyoruz gibi anlaşılmak istemem, aksine bu tip sergileri başarılı buluyorum sağda, solda ve devamını diliyorum etrafta.  Konseptin mekan seçiminden, seri seçimine kadar aldığı kararlardan dolayı tebrik ediyorum kim ise bu serginin ‘Kırotörü’.  Dali ve Picasso’dan daha fazla algılanacağından emin olduğum bu sergi ilham veriyor insana.  Çünkü halkın bilgisi var Hülya’nın 90 lardaki gol kralı manitası hakkında. Dolayısı ile fikir yapabiliyor turlarken, güven geliyor kendilerine, tadını çıkartıyor sergi gezmenin. Uzun lafın kısası güzel hareketler bunlar.  Kendi seçtiğim, serginin nadide sultan parçaları olduğuna inandığım, evimin duvarına asmak istediğim işleri etrafta ile paylaşmak isterim.

October 28th, 2008

Gazino Kültürü

Geçenlerde zamanının müzik kültürünün belkemiği olan ve şimdilerde neredeyse yok olmuş olan Gazino Kültürü üzerine sosyo-kültürel bir çalışmaya rastladım.

Doktoralı etnomüzikolog, besteci ve müzisyen Münir Nurettin Beken tarafından ABD Maryland Üniversitesi’nde “Türk Gazino’suna Estetik ve Artistik Eleştiri” adıyla hazırlanmış olan bu çalışmada çocukluğumda sadece ışıklı panolarını ve kapılarını gördüğüm ve içeride ne olduğunu hep merak ettiğim bu hem ışıltılı hem de karanlık dünyanın sırları ele alınmış.

Beken, araştırmasında gazino tiplerinden (pavyon, taverna veya saz) başlayarak kullanılan terimlere (piyasa, hanende, kerizci, keriz atmak, vb.), müşteri profilinden, sanatçılar ve ekiplerine, ve yine sanatçıların kostümleri ile çalışanların kılık kıyafetlerinden/üniformalarından gazinonun dekorasyonuna kadar uzanan konuları tek tek ele alıp, akademik bir formatta bizlerle paylaşmış.

Alaturka ve Arabesk müziklerin Alafranga bir otramda sunan bu renkli mekanları ve kültürünü çok iyi anlatan çalışmayı bu adreste bulabilirsiniz.

[Beken’in yanısıra Engin Ardıç’ın da gazino raconu ve kültürü hakkındaki yazısı buradan okunabilir]

2 comments July 21st, 2008

Loading

Bobiler.örg‘ü az önce keşfettim. Biraz Something Awful, biraz Hafriyat, biraz Sezyum kafasındalar, genel olarak fotoşop işleri diyebiliriz. Eğlenceli, az politik, pop-kültür güzellemeleri.  Bakınız.

1 comment July 11th, 2008

Pazar Sohbeti : Beyrut’lu kitapçı

Monocle‘da bugün izlediğim bir video röportajda (embedding olsa iyiydi) bir dönem Beyrut’un entelektüel merkezi olan Hamra‘lı bir kitapçının yorumları var. 90’ların sonuna doğru ülkeden entelektüellerin kaçmasıyla beraber işleri düşen kitapçı, yeni jenerasyonun kitapları unuttuğundan ve bütün gün telefonda ve laptoplarında karı-kız peşinde koştuklarından dem vuruyor. Beyrut’tan görüntülerle de bezenmiş bu kısa röportaj’daki kitapçının anlattıkları ve videonun sonundaki öpüp başa koyma anektodu da etkileyici.

İnternet’in bilgi paylaşımını kolaylaştırdığı ortada ama okumalar da gitgide yüzeyselleşiyor. Hatta internet kullanıcılarının büyük bir bölümü interneti bilgiye erişim için hiç mi hiç kullanmıyor. Gerçi bu insanların bir önceki jenerasyondaki versiyonlarının kitap okuyup okumadıkları da tartışılır. Bu bağlamda sadece okumaya yönelik metodsal bir değişim mi var, yoksa okuma oranı azalıyor/artıyor mu?

July 6th, 2008

Tadanori Yokoo posterleri

Tadanori Yokoo‘dan otantik 70’ler psychedelic posterleri. Beatles’ın zamanının psychedelic gruplarının ön sıralarında yeralmasına rağmen şu an en tutucu ve orta karar zevki olan insanlar tarafından bile normal karşılanması ilginç değil mi? Gerçi evvelsi gün lanetolası youtube’da Zappa’nın katıldığı ve 3 tarafından muhafazakar gazeteciler tarafından sıkıştırıldığı bir talkshow izledim, bir zamanlar Amerikan toplumu için “public enemy” olan adam Zappa’ymış, şu an ise MTV neyi ısıtıyorsa o, toplum ileri mi gidiyor geri mi gidiyor bilmiyorum valla. Devamı için Pink Tentacle

June 28th, 2008

Previous Posts


Takvim

September 2017
M T W T F S S
« Mar    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler