Pembe, kırmızı, sarı şirin şeyler?

w_robinson_red_ink_kinderblitz

w_robinson_recovery

w_robinson_las_amazonas

w_robinson_god

Walter Robinson tükettiğimiz ürünler üzerinden kimlikler yaratmamızla ilgili işler yapan bir sanatçı. Bunlardan çok yapıldı diyebilirsiniz, evet, ama ben hala Douglas Coupland‘ı da seve seve okuyanlardanım.

2 comments April 24th, 2009

Yine New York sokakları


The Clash, Broadway, 1981

Ne New York’muş be göster göster bitmedi. Village Voice fotoğrafçısı Amy Arbus’un 80’lerde yaptığı köşenin en iyileri kitap olmuş. New York’un altın çağıyla ilgili röportaj için.

01aa

Madonna, St. Mark’s Place, 1983; Lesbian çift, 8th Street, 1981

March 26th, 2009

Etrafta: 2009’un Pop Sansasyonu Kurak But

Hayırdır İnşallah?

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

19 comments December 24th, 2008

Sahte / Gerçek

Aynagözün fake rap’ının üstüne sabah kazara izlediğim bu video aklıma geldi. Rap örneğini ele aldığımızda polis teşkilatı için yazılmış bu şarkı “Devil has the best tunes” (En iyi melodiler şeytandadır) kuralı doğrultusuna “iyi” adamların rap kabiliyeti olmadığının bir ispatı, sinir bozuculuğu da en fazla çok içip yazlık barında genç kızlarla dans etmeye çalışan yazlık amcası kadar.

Bu videoda ise otantik olduğunu iddia eden bu ucubeyi yaşayanlar, inananlar, sevenler böyle “takılanlar” var. Emotronic adıyla anılan bu tür, 90’lardaki gerçek bağlamından kopmuş ve emo adlı moda akımının müziğine dönüşmüş bu müziği daha da OKEK’ine indiren, bizim slogan kültürünün eşdeğeri olan “kıç sallayan dansçı kız”, autotune ve rap ögelerini boyband formatıyla bir araya getirmiş bir endüstri başarısı.

Aşağıda ise 1983 yılından, Suicidal Tendencies’in kült videosu “Institutionalized”. “White Trash” banliyo Amerikan gencinin varolan plastik kültüre ve kurumlarına olan tepkisi, gençlik ve aile sorunları var, yaşlar aynı, ülke aynı, onlar da çıktığında toplum tarafından anlaşılmıyordu, üstünden geçen 20 yılda herşey tersine dönmüş. Yoksa bu arada ben mi Hıncal Uluç’a dönüştüm?

Odamda otururken annem ve babam içeri girdi bir sandalye çekip oturdular ve Mike seninle konuşmamız lazım dediler. Ben de OK sorun ne dedim. Annenle ben son zamanlarda çok sorunların olduğunu farkettik, hiç birşey yokken sinirleniyorsun ve kendine zarar vereceğini düşünüyoruz. Senin iyiliğin için seni ihtiyacın olan yardımı alabileceğin bir yere koymaya karar verdik.

Bir dakika, neden bahsediyorsunuz? karar verdik mi? benim iyiliğim için mi? Benim iyiliğim için olan şeyi siz nasıl söyleyebilirsiniz? Ne demek istiyorsunuz, ben deli miyim? Sizin okullarınıza giderken, sizin kiliselerinize giderken, sizin eğitim kurumlarınıza giderken, nasıl deli olduğumu söyleyebilirsiniz?!

Tamamının ingilizcesi

2 comments December 23rd, 2008

Istanbul Rap City

Haftalardır bahsini duyduğumuz Türk televizyonculuğunun çığır anı 50 Cent’li “Var mısın Yok musun”, dün gece büyük bir tantana eşliğinde gerçekleşti.

Güzel İngilizcemiz ve herkesin dedesi Güney Brooklyn’den gelmişçesine sergilenen çeşitli hiphop numaralarıyla “Rap City İstanbul”, bu mühim geceye ne kadar iyi hazırlandığını Türk “konukseverliği” ve “sıcaklığı” ile cümle aleme gösterdi. Hasbelkader bir tv şovu için gelmiş olan 50Cent’ten ve ona duyulan ilgiden maksimum faydayı çıkartma adına yapılan çeşitli çalışmalar da bu konukseverlik ve sıcaklık içinde mi tanımlanıyor merak ediyorum.

Programın reklam kapasitesini ikiye katlamak amacıyla çat diye kesilip devamının ertesi güne bırakılması işin sadece masumane yanı. Esas olay, anlaşması sadece tv programını kapsayan 50Cent’in haberdar bile olmadığı bir konserin haftalar öncesinden duyurulmuş ve biletlerin kapış kapış satılmış olması. Hatta sadece “Nasılsa Türkiye’ye geliyor, bir şekilde menajerini kafalar çıkartırız”a duyulan güvenle yapılan organizasyona esas oğlanın çıkmayı reddetmesi üzerine, biriken kalabalığın tepkisinden korkularak “çakma” bir 50’nin sahneye çıkarılacak kadar ileri gidilmesi. İki “sweatshirtli zenci” arasındaki farkın anlaşılmayabileceği ihtimali sanırım sadece “milleti toplayalım belki kafalarız” düşüncesiyle organizasyon düzenleyen zihniyetin aklından geçebilirdi.

Dün yaşananları yorumlarken rap veya rap’e duyulan sevgiyi küçümsemek, özentilikten ibaret birşeymiş gibi yansıtmak niyetim kesinlikle yok. Bunlar “sokağın” sokakta yaşandığı her kültürde yer etmiş etkenler ve Türkiye’de de iyi ve samimi örnekleri yok değil. Ancak takdir edersiniz ki ülkece dışarıdan görüp öğrendiğimiz bir şeyleri iyice özümseyip kendimize uyarlamak gibi bir ünümüz olduğu söylenemez.

Bu insanlar TRL’e hatta halk konserlerine çıkıyor, oralarda da büyük ilgi ve tezahürat görüyorlar ama buradaki kadar ısrarlı, sistemli hatta sanat haline getirilmiş türden pohpohlanmayı başka pek az yerde gördüklerine eminim. Formalara yazılan isimler, 50 numaralı kutu yaptırıp içinden 50cent açtırmalar, misket havası ile göbek attırmalar, altın zincir takmalar, sürekli atılan “I love you Fifty” sloganları, hemen her yarışmacının hazırladığı bir ilginçlik ile başrolunde 50Cent’in oynadığı bir Truman Show izledik.

Sanırım “dışarısı” da bizi, bizim “dışarıyı” sevdiğimiz gibi sevsin diye yanlış yollardan uğraşıyoruz.

13 comments December 22nd, 2008

Serge Seidlitz

MTV’den de bildiğimiz işleri olan ilüstratör Serge Seidlitz tarihte kadın hakları temalı bir “Snakes ‘n Ladders” board game tasarlamış, ikinci resim ise Lemmy kontenjanından dahil oldu.

1 comment November 1st, 2008

Marilyn Aç-açta

null

null

Bir zamanlar Marilyn Monroe.

7 comments September 9th, 2008

Moda ve politika


Evvelsi gün Obama’nın moda ve popkültür tarafından yutulması ile ilgili yazmıştım. Yukarıdaki video Politika ve Moda arasındaki ilişkiyi, çok moda olan Filistin kefiye eşarpları ve Che tişörtleri üzerinden sorguluyor. Bunu izleyince muhtemelen sinir olacaksınız ama Batı Şeria’da 3.5$’a otantik kefiyeler üreten ve satan al-Hibriwi’nin, Çin’de üretilen ve Urban Outfitters gibi chainlerde 5 katı fiyata satılan bu kopyalar yüzünden makinalarını sattığını duyunca sinir tiksinmeye dönüşecek.. diye umuyorum.

Popkültür ve moda endüstrisinin acımasını bekleyecek kadar romantik değiliz, nasıl kanser hücresi kendini kopyalarken acımıyorsa, moda da kuvvetli bir replikatör olarak tüm ide ve imgeleri kopyalayarak ürüyor. Buna karşı olarak ise şu an elimizde ileride pop ile savaşabilecek gücü olan sadece “slow” hareketleri var. Treehugger geçenlerde bir makalesinde, chainlere, hızlanmaya ve kitlesel hareketlere karşı 7 adet “yavaş” hareketten bahsediyordu, dün de Monocle‘da malesef embed edemediğim bir videoda, Londra’nın chainlere yenilmemiş bir sokağı olan Lamb’s Conduit Street’te yerel güzelliklere önem veren, kitle ve pop hareketlerine sırtını dönmüş kendi halinde sofistike hayatlarını yaşayan insanları gördüm. Artık tek ihtiyacım olan bir oturma izni.

7 comments September 1st, 2008

Obama ve kültürel tüketim

Başkanlık seçim yarışının startı verildi, Obama’nın kazanmasını umuyoruz, “kazansa da birşey değişmezcilerden” değiliz, ufak nüansların bile çok önemli sonuçları olan birbirine bağlı bir dünyada McCain gibi Vietnam gazisi bir silah fetişisti yerine, gülmesini ve adam gibi konuşmasını bilen sakin bir Obama’yı tabiki tercih ediyoruz.

Bununla birlikte Obama’nın anketlerde gerilemesi söz konusu, bununla ilgili geçen gün (friendfeedde bir çözümleme yazdım. Malesef Amerikan medya punditleri (bizim köşe yazarları işte) Obamayla cicim ayını bitirdi. Obama popkültür ve magazin arasına sıkıştı, tişörtleri Che tişörtleri gibi satılıyor, “Yes, we can” ve “Change” gerçek anlamından koparıldı ve varolan sistem tarafından içi boş sloganlara dönüştürüldü ve sonuç olarak gerçek politik gücünün yerine ona ikonik bir güç verildi. O artık değişimin, umudun, güzel günlerin, barışın ikonu, ama tişörtlerde, posterlerde, pop ve rock sanatçılarının konserlerinde. Kısacası o da MTV jenerasyonuna satılan bir pop idolü haline geldi.

Sistemin alternatif olanı içine alma süresi bir hayli kısaldı, kısa bir süre önce Banksy’ye de olduğu gibi, Obama’da 1-2 sene içinde sisteme meze edildi, zamanında aynı şey Baskın Oran’ın ezberbozma muhabbeti ile olmuş ve insanlara gına getirilmişti. Şimdi bütün akbaba Hollywood yıldızları ve popçuların heryerde Obama propagandası yapması da eminim Orta-Batı Amerika’da adamdan nefret edilmesini sağlıyordur. Umarım Amerikalılar gerçekten değişimi, değişme pahasına getirmeyi başarır, çünkü genelde değişim isteyenler kendilerinin de değişmeleri gerektiğini görünce vazgeçebiliyor..

3 comments August 27th, 2008

Suratsızlar

null

Suratsızlar” adını uygun gördüğüm bu iki gizemli şahıs, İngiltere’de A-klas celebrity ortamlarında ortaya çıkan bir performans/sanat/eleştiri. Elton John‘un beyaz kravat balosundan, Harrods yaz indirimine ve Henman/Murray tepesinden maç seyretmeye birçok yerde görülen ikili bana celebrity kültürünü hicveden yeni bir culturejamming projesiymiş gibi gelse de bazen yanlış anladığım da oluyor.

4 comments July 12th, 2008

Previous Posts


Takvim

September 2017
M T W T F S S
« Mar    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler