1910’dan mesaj var

Retrofütürizm, 1960 öncesi dönemde yapılmış gelecek tasviriyle ilgilenen bir akım. 1983 yılında Lloyd Dunn tarafından türetilen bu kelime 88-93 yılları arasında bir sanat dergisine de isim olmuş. Bu konuyla haşır neşir derinlikli bloglar How to be a Retronaut ve Paleofuture eski dergilerden taramalar, fotoğraflar, makaleler ile geçmişteki gelecek algısını ortaya koyuyor. Geçen gün How to be a Retronaut’daki bir postta bulduğum Villemard 1910 kartpostal serisi (tamamı flickr’da) elindeki datasetiyle geleceği tahmin etmenin ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bir de havacılıkta ne kadar geri kalmış olduğumuzu.

February 28th, 2011

Yine New York sokakları


The Clash, Broadway, 1981

Ne New York’muş be göster göster bitmedi. Village Voice fotoğrafçısı Amy Arbus’un 80’lerde yaptığı köşenin en iyileri kitap olmuş. New York’un altın çağıyla ilgili röportaj için.

01aa

Madonna, St. Mark’s Place, 1983; Lesbian çift, 8th Street, 1981

March 26th, 2009

Hayal ürünü bir geçmişe özlem duyarken

Amerikan tasarım kültürünün efsanevi figürleri Eames’ler tarafından tasarlanıp çekilmiş bu Polaroid reklamını izlediğimde, sanki geçmişte şirketlerin kar hırsı yerine saf toplumsal ilerleme için çalıştığı, tasarımın gerçekten gerçek insanların hayatlarını kolaylaştırmak / güzelleştirmek için yapıldığı, daha iyi niyetli, zeki, kültürlü, sevecen ve adil bir dönem yaşandığı sanrısına kapıldım.  Ama daha önce Beatles’ın (Beatles’la pek alakalı olmamama rağmen) 30. yıl özel 10 cdlik seti reklamında gözyaşı döken birisi olarak geçmiş konusunda kaale alınacak insan değilim.

Öte yandan, bu konuda yalnız da değilim, hatta oldukça sıradanım sanırım çünkü post-modem toplumun tıpkı-basacak seri üretecek ve formülize edecek taze mala (kültür ürününe) ihtiyacı olduğunda ilk sığındığı kucak da retro velhasıl.  

Pop felsefe yaptığım zaman yarı cahilliğimin su yüzüne çıktığını hissediyorum ama biraz daha atıp tutacağım korkarım; çok da hakir görmemek lazım retronun altında yatan mantığı, kendine referans vererek büyümek, evrende her nevi evrimsel varoluşun 2 temel motorundan biri (diğeri de mutasyon tabi). Kültür de zamana yayılmış bir evrimsel süreç olduğu için kimi zaman ilerlemeci-mutasyonvari eğilimler etkili oluyor kimi zaman da retro-yeniden üretimci güçler.  

Kültürel akımların klasik-gotik-neoklasik-romantik-modern-postmodern şeklinde lineer dizilişi bana hep içgüdüsel biçimde (yazar, yazdığı konuda ahkam kesmek için gerekli literatürü okumadığını, boş beleş olduğunu itiraf ediyor) bir çift-kutuplu sinüsoid dalgalanmayı anımsatıyor.  

Olmayan yerde örüntü (pattern) görmediğimi varsayarsak, mevzubahis fenomen bambaşka bir seviyede, benim kişisel deneyimimle de örtüşüyor, büyüdüğüm dönem ve sonrasının müzik kültüründe de tezahür ediyor; yani 90’larda cyberpunkla beraber özgün olma iddiasındaki ilerlemeci elektronikalarda, Aphex Twin, Warp, Orbital, Prodigy ve drum’n bass akımlarında, techno ve sonrasında minimal müziklerde, hep pop müziği, dolayısıyla pop kültürü mutasyona uğratmaya çalışan bir itki varken,  2000’lerde geçerli müzik hep 60, 70 ve 80’lerde yaşandığı varsayılan bir müzikal altın çağa öykünüyor, kozmik disko’dan, elektrolara, hipster new york retro rock soundlarından, anadolu pop’a bir spektrumu yeniden ele almaya çalışıyor.  Aynı olguyu sinemaya, modaya ve hatta siyasi yaşama bile uyarlamak mümkün sanırım.

Bu benim aklıma başka bir metaforu getiriyor.  Büyümekte olan bir bebeğin, yürümeye ilk başladığı zaman keşif merakı ve güvenlik ihtiyacı arasında yine bi-polar biçimde gidip geldiğini anlatan; ve sağlıklı bir zihinsel gelişimin ancak çocuğun keşif yaptığı zaman diliminin hemen akabinde ebeveyn kucağında güvenliğe erişme şansını bulduğunda gerçekleştiğini ifade eden bir belgesel izlemiştim bir zaman.  Acaba insan gruplarının toplu belleği / gerçeklik algısı olan kültür de, bir insan yavrusunun bellek ve zeka geliştirdiği prensiple mi işliyor, gelişiyor?  Acaba kültüre pedagojik mi yaklaşmak lazım? Acaba ben arifi tarif mi ediyorum? Acaba herkes bu üstte yazdığım durumun farkında da bende jeton yeni mi düşüyor?

4 comments January 17th, 2009

Çokyüzlü Harikalar


Özlem Ölçer‘in birbirinden ilginç kitaplarla dolu kütüphanesinden çıkan bir kitap sayesinde Platon’un 5 ve Arşimet’in de 13 tane olan bu çokboyutlu cisimlerini görebildim. Bu şahane geometrik formlardan haberi olmayan ben “Bunları bilmeden tasarımcı olunur mu yahu?” diyerek kendimi ayıpladım, sizle de paylaşmak istedim.

Kitabın adı “Platon’un ve Arşimet’in Çokyüzlü Cisimleri“, yazarı ve aynı zamanda çizeri geometri uzmanı Daud Sutton.

1 comment November 17th, 2008

Elektrikli panolar

null

null

null

null

Duke Üniversitesi Kütüphanesi tarafından Atlantic City, New Jersey‘ın tahta sahil şeridini “süsleyen” elektrikli panoları yapan R.C Maxwell Firması arşivinden seçilmiş 83 tane fotoğraf arasından ben de dış mihrakların eline “Etrafta sigaraya özendiriyor” diye koz vermek için bu fotoları seçtim.

3 comments November 14th, 2008

Dansbandsmusik







İsveç’te 1950 ve 1960’ların popüler müziğinin etkisinde ortaya çıkan Dans Orkestraları 70’lerde bölgeyi etkisi altına almış. Önce İsveç, daha sonra Danimarka, Finlandiya ve Norveç’te mutluluk yaymışlar. Google’da konuyla ilgili çok fazla malzeme var. Eşsiz kostümlere göz atmak isteyebilirsiniz.

1 comment November 14th, 2008

Gazinolar krallığı


Etrafta cicikuşu John Goo Flickr’ında eski gazetelerden ilginç taramalar sunuyor.  Üstteki Tarabya Boğaziçi Gazinosu ilanı da bu koleksiyondan çok ilginç bir parça.  Mustafa Topaloğlu’nu daha uzaya çıkmadan, Türk filmlerinin önemli jönlerinden Murat Soydan ve yabancı gelin Suna Yıldızoğlu’nu Zerrin Özer çakması Berrin Özer’in altında gözlemliyoruz. Berrin Özer kimdir, bugün ne yapar, assolistlik onu hayatta nereye getirmiştir merak ediyoruz.

October 20th, 2008

Marilyn Aç-açta

null

null

Bir zamanlar Marilyn Monroe.

7 comments September 9th, 2008

Saul Bass, tasarımcı, animatör, güzel insan

Ahir zamanların en mühim grafik tasarımcı-ilüstratörlerinden Saul Bass‘ın ilham verici bir kısım işlerini bugün Scott Hansen’in ISO50 blogunda gördüm.  Bakınırken bulduğum en ilginç Saul Bass anekdotu ise Hitchcock’un ‘Psycho’sunda meşhuur duş sahnesinin esasında Bass tarafından çekilmiş olduğuna dair olan idi.

July 1st, 2008

Șu anda 70 milyon bizi izliyor

turgut_ozal21.jpg

Akşam Gazetesi’nin yerel Akdeniz ekinde 2005 yılının bir Ekim günü kendine nasıl olduysa yer bulmuş, sıcacık bir haber:

“Başkan Karagöz’den icraatın içinden

Alanya’nın Demirtaş Beldesi Belediye Başkanı Mustafa Karagöz, seçildiğinden bu yana geçen 8 aylık süreyi değerlendirirken, ‘Kısa dönemde içersinde bir çok projeye imza attık’ dedi.

AKP Demirtaş Belde Teşkilatı Yönetim Kurulu haftalık toplantısınıda konuşan Demirtaş Belediye Başkanı Mustafa Karagöz, şunları söyledi:

‘Bizler 8 ay önce göreve geldik. Geldiğimiz zaman belediyede çay içecek bardak dahi yoktu. Kamu kurum ve kuruluşlarından ve şahsı kişilerin hergün alacak için geldikleri belediyeyi bu durumdan kurtardık. Eski borçları dondurduk. Çünkü ödeme imkanımız yok. 28 Mart 2004 seçimlerinden sonra belediyenin ne bir kamu kurumuna, ne de bir özel şahsa bir kuruş bile borcu yok.’

PTT’ye ve Muhtarlar Odası’na bina tahsis ettiklerini bildiren Karagöz, şunları anlattı:’Dikmetaş Yaylası’nda içme suyu deposu ve şebekesi yaptık. Demirtaş merkeze 2 tane sulama sondajı gerçekleştirdik. Çalışmalarımız aralıksız devam ediyor.

Fotoğraf: Berat Çokal‘ın Etrafta için seçkisinden: Turgut Özal ve video yalanları.

May 29th, 2008

Previous Posts


Takvim

September 2017
M T W T F S S
« Mar    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler